Beni seçerseniz, ülkeyi daha zengin yapacağım, söylemine oy verilir mi? Son zamanlarda dünyada bana göre garip bir durum var. Ülkelerin ekonomik olarak güçlü olmasını sağlamak, savunmasını güçlendirmek, sanayisini geliştirmek zaten iş başına gelen iktidarların görevi değil mi?
Söylem ile yöntemleri farklı olan birçok lider, hiç oy almaması gereken kitlelerden oy alıyor. Mesela, ABD başkanı Trump son zamanların aşırı zenginleri ile orta sınıfın altındaki fakirlerin ve aşırı dinci Protestan/Evanjeliklerin oyunu alarak iktidar oldu. Söylemi; ABD’yi daha zengin ve daha büyük yapacağımdan ibaret. Zengin ile fakiri ve dinci grubu bu söylemle birleştirebildi.
Bu söyleme doymak bilmez günümüz züppe zenginlerin oy vermesini anlıyorum. Zira ABD büyüdükçe onlarda büyüyecek. Her türlü barış veya savaş ortamında, yoklukta veya kıtlıkta onlar etkilenmeyecek, onların kasası dolacak. Akşamdan bankaya attığı beşyüzbin doları sabaha beşyüz otuz bin olacak. Savaşta onların çocukları ölmeyecek. Ölen kadınlar ve çocuklar umurlarında mı? Dincileri de anlıyorum kafayı yemişler. Beyaz sarayda Başkanın ofisinde başlattığı savaş nedeniyle Trump’a destek verip “ayın” yaparken İsa’nın da yakında geleceği müjdesini verdiler. Hem de İsrail ile iş birliği yaparak. Zannedersiniz ki İsa’yı Yahudiler değil de Müslümanlar çarmıha germiş. Yalancılıkla suçlayıp astıkları İsa’nın dönüşünü Yahudiler dört gözlemi bekliyor? Aşırı dinci guruplar dünyanın her yerinde maalesef kafayı bu derece yemişler.
Ancak bu fakir kitleyi anlamıyorum. Ben sosyal adalet getireceğim demiyor. Milli hasılayı adil bir şekilde dağıtacağım, bireysel özgürlükleri geliştireceğim, İnsanlar daha rahat yaşayacak demiyor. Hak hukuk adalet vadetmiyor. Ne diyor? Ülkeyi daha zengin yapacağım. Peki bu söyleme zavallı fakir niye oy verir? Ortada bir acayip durum yok mu? Eskiden bu gurubun oylarını daha çok sosyal adalet vurgusu yapan sosyal demokrasi çizgisinde olan siyasi partiler alırdı. Son zamanlarda ise bu kitlelerin oyunu, ya dini argümanları dillendiren veya kapitalist sistemdeki zenginliği dillendiren partiler alıyor.
Olsa-olsa ortada fakirliğin getirmiş olduğu bir ezilmişlik sendromu var ve bir üst akıl bu durumu çok iyi kullanıyor. Tam bir siyasi mühendislik. Garibim fakir, zenginlik kelimesini duyunca, rüyasında kendisini darı ambarında gören ac tavuklar gibi görüp, özenti duyuyor. Söylemde de olsa, hayali bile güzel diyerek ağızının suyu akıyor. Bu hayale paşa-paşa oy veriyor.
Birde korkan veya korkutulanlar var. Dahada kötü duruma düşmekten korkup, zenginlik söylemine oy veren çaresizlik sendromu yaşayanlar var. Bunlarda komşuda pişer artıklarından belki bize de düşer düşüncesinde olanlar. Her durumda haline şükreden meczuplar gurubu ki dikkat edin bunlarda esasında Allah’a değil güce taparlar…
Bu olay ne yazık ki son zamanlarda demokratik pek çok ülkede görülüyor. İhtiyaç fazlası üniversite mezunlarının işsiz kalarak bunalım geçirdiği ülkelerde, bu durumu görüp, okumayan çok büyük bir geç nüfus oluşuyor. Hem kültürsüz hem işsiz kalan bu kitle, geçen her gün dahada fakirleşiyor. Ümidi kırılıyor. Eziklik duyuyor. Zenginliğe ve zenginlere özeniyor. Güçlü olabilmek için her türlü gayri işin içine girebiliyor. Son zamanlarda ülkemizde de artan çeteleşme, uyuşturucu batağına düşme ve mafya özentisi de bundan.
Bu durumun yönetilebilir olduğunu tespit eden üst akıl, bu duruma çare arayacağına, yönetmeyi tercih ediyor. Hem çok daha kolay ve ucuz. Söylemle ve slogan ile hallediliyor. Ne yazık ki söz konusu kitleyi oluşturan vatandaş da durumunun daha iyileştirilmesi talebini, demokratik hakkını bir tarafa bırakıp, zenginlerin daha zengin olmasını sağlayan sistemlere oy veriyor. Tam bir akıl tutulması. Bu sarmaldan kurtarmak da kolay değil. Çünkü bu sarmalın hem alıcısı hem de satıcısı var. İyi pazarlama teknikleri var.
Demem o ki; kireçten oluşan bir çamaşır temizleme tozu çok iyi reklam ile dünyanın en iyi deterjanı olarak satılıyor. Vatandaş bunun kireç olduğunu, çamaşırlarını yaktığını bildiği halde, almaya devam ediyor.
Bunun kireç olduğunu bildiğin halde niye alıyorsun? diye sorulduğunda ise; benim alabileceğim başka bir deterjan var mı? hadi göster-göstersene diyor. Parmağını gözünüzün içine sokuyor. Gerçekten bakıyorsun o ayarda yok. Bu durumu da anlatamıyorsun. Çünkü senin deterjan ile iki kez yıkadığın çamaşır deforme olur. Solar, ömrünü tamamlar. Diğer deterjanlar o çamaşırın ömrünü uzatır. Demek de fayda etmiyor. Zira bir kısmı yaşadığı an ve konumu itibarı ile onu fark edecek, düşünecek durumda değildir. Diğerleri ise bu tür sistemlerden beslendikleri için işine gelmiyor. Öyle ya kurt dumanlı havayı severmiş. Ayrıca aldığı ürünün albenisi, ambalajı, reklamı süper.
Kısaca; bu trend bir süre daha insanlığın başını ağrıtacak gibi. Kalın sağlıcakla !..
