Yeri gelince eski yazılarımdan alıntı yapmak veya gündem gereği bütününü yeniden yayınlamak gereği duyuyorum bu yazımda eskilerden bir tekrar..
Akıllar nazar almaz boşuna dememişler. Dünyadaki yaratılmış bütün insanlar kendi akıllarının en iyi akıl olduğunu zanneder. Buda gayet normaldir. Toplumda yaşadığım insanlar benden daha akıllı, benim aklım onlardan daha az, diye bir düşünce olur mu?. Böyle bir düşünceyle yaşanabilir mi?
Hani bir söylenti vardır ya; dünyadaki bütün akılları toplamış bir havuzda karıştırmışlar sonrada insanlara, gidin beğendiğinizi alın, demişler. Akıllısı delisi gitmiş, aramış-taramış kendi aklını bularak almış. Hiç kimse dememiş ki şu Profesörün veya mucidin akılı benim aklımdan daha üstün ben onu alayım. Akıl demişken;
Komşu köyde yaşayan bir meczup vardı. Askerlik çağı gelince askerlik yapamaz raporu almak üzere, askeri yoklama yapan, askeri hekim heyetine götürmüşler. Gerçi halinden, duruşundan meczup olduğu belli amma yine de heyet başkanı olan komutan, hem fikir edinmek, hem de şakayla karışık kafa bulmak üzere bizimkine;
- Söyle bakalım Ali, sana bir eşşeğin postunu versek bunda kaç tane tüy vardır? Sayabilir misin? Diye sorar. Bizimkisi bu soru karşısında kahkahalarla gülmeye başlar. Heyettekiler şaşkın –şaşkın ne gülüyorsun deyince de;
-O eşşeğin etini ben yemedim ki. Etini yiyen deyyus otursun o postun tüyünü de saysın, der.
Akıl ve zekâ birbirini tamamlayan iki kelime. Akıl daha çok düşünme- düşünebilme ve anlama- anlayabilme yetisi iken, zeka da bu düşünceyi geliştirebilme, öğrenme ve uygulama yetisi olarak karşımıza çıkıyor. Akıl doğuştan insan beyninin kapasitesi ile, zeka ise bu kapasiteyi ne kadar doldurabildiğin ile ilgili. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki; soy-sop, yaşam koşulları, annenin beslenme şartları, alınan eğitim, toplumun kültür düzeyi ve de özellikle gelişmişlik, akıl ile zekâyı etkileyen önemli faktörler.
Şayet yaşadığınız toplum; söylemde demokrat, eylemde demokratik değil ise, Bu toplumlarda gelişme, ilerleme olmaz. Refah düzeyi, sadece çıkarcılarının ve bu sistemlerden yararlanan yandaşların artar. Biat sistemi, aidiyet sistemi çok gelişir. Bu biat sisteminin sonu yoktur. Dur durak bilmezler. İktidarda kalabilmek için her yolu mubah görüp, çok iyi kılıf uydururlar. Toplumların dini duygularını istismar etmede bir beis görmezler. Hukuk sistemi işlemez. Hatta hukuk sistemini çıkarları doğrultusunda kullanırlar. Kişiler ön plandadır. Siyaset paramparçadır. Siyaset çıkarcılık ve komplo teorileri ile yürür. Bu da tam bir akıl tutulmasıdır.
Demokrasisi gelişmiş ülkelerde, aynı düşünce üzerinde bir-iki siyasi parti olurken demokrasisi gelişmemiş, sözde demokratik diğer ülkelerde, aynı siyasi düşünceye sahip onlarca parti görürsünüz. Bunu da sana demokrasinin bir gereği olarak yuttururlar. Oysaki bu doğru değildir. Aynı siyasi görüşü ben daha iyi uygulayacağım, iddiasında bulunurlar ki buda doğru değildir. Burada asıl olan sistemdir. Hep aynı yöntem ve sistemin uygulanmasıyla farklı sonuç alınamayacağı gibi!.. Benzer sistemi farklı kişilerin uygulaması da sonucu çok fazla değiştirmez.
Demokratik bir düşünceye sahip iseniz, Şayet siz liberal, kapitalist, sosyalist ve ya dini argümanlara dayalı bir biat sistemiyle bu ülkenin daha iyi yönetileceğine inanıyorsanız, derdiniz bu ise, o yönde hareket eden bir siyasi sistemin taraftarı olursunuz. Uygulayıcının, o veya bu olması umurunuzda olmaz. Şayet ülkenin yönetimi benim düşündüğüm sistemle yönetilsin, ancak onu sadece ben uygularım dolaysıyla ben, yine ben, hep ben!..Bu düşünce koltuk sevdasıdır, çıkarcılığın daniskasıdır.. Bu düşüncenin çoğulcu demokrasilerde yeri yoktur,
Bugüne değin bulunan ve uygulanan yönetim sistemlerinin içerisinde en doğru, en güzel sistemin demokratik hukuk sistemiyle donatılmış, Cumhuriyet sistemi olduğuna kuşku yok. Ancak bu konunun uzmanları diyor ki; bu sistem, kültür alt yapısını belirli bir seviyeye çıkarabilmiş toplumlar için geçerli. Şayet toplumunuzda o seviyede bilgi, birikim ve yaşam kültürü yok ise söz konusu sistem, siyasi partiler tarafından tam bir acımasız silah olarak kullanılır ki, diğer rejimleri mumla arar hale gelirsiniz.
Bunun en bariz örneği de yürütme – yasama – yargı organlarını birleştirir veya bağımsızlığını işlemez hale getirilmesidir. Bizim gibi toplumlarda, Akla çok doğru imiş gibi gelen; ben sandıkla geldim, ancak sandıkta hesap veririm, cümlesinin de demokraside yeri yoktur. Bu tamamen uydurmadır. Sandıkla gelen sadece yasama ve yürütmedir ki; yürütmeyi, Anayasal Hukuk Sisteminin içerisinde kalmak şartıyla, hangi görüşün yürüteceğidir. Hesap vermenin sandıkla ilgisi yoktur.
Yaşadığınız toplumun yaşam şekli, kültür düzeyi, o toplumda yaşayan herkesi etkilemekte ve alışkanlıkları oluşturmaktadır. Siz ne kadar akıllı, ne kadar zeki olursanız olun, ya törpülenir adapte olursunuz ya da toplumun standardının üzerinde olduğunuz için dışlanır, asileşirsiniz.
Ya topluma uyarak, yanlış da olsa itiraz ve eleştiri yapmadan, itaat et rahat et felsefesinde, ‘çıkarcılar, yandaşlar dünyalıklarına helal –haram demeden zenginlik katarken, diğerlerine de ekmek bulup yiyorlar yinede hallerine şükretmiyorlar teranesiyle’ şükür edebiyatında yaşayacaksınız.
Ya da bu düzenden yararlanıp çıkar sağlayan arsızların hışmına uğrayarak, eşşeğin etini onlar yerken, postunun tüyünü de sizler sayacaksınız.
Tercih sizin!.. Siz bilirsiniz!... Kalın sağlıcakla!..
