Akşam eve gelince bazen haberlere bir göz atıyorum. Çoğu kez beni bayıyor. Eminim sizi de. Artık aynı teraneleri dinlemekten bıkıyor insan. Aynı yöntemle farklı çözümler bulunamayacağını sağır sultan duydu da bizim siyasetçilerimiz bir türlü duymuyor. Çünkü onlar vurdum duymaz.
Bu nedenle haberleri bırakıp, bir magazin programına geçtim. Aman Allahlım!.. Koca- koca proflar obezite ve aşırı kilo ile mücadele üzerine kıymetli görüşlerini bildiriyorlar. Konu; ne yiyeceğiz de kilo almayacağız? Ne yiyeceğiz de kilo vereceğiz?
Yani yine yiyeceğiz, hep yiyeceğiz. Memleketimin insanın yediden yetmişe aklı fikri yemede. Bu memleket yiyile-yiyile bir türlü bitmedi. Zayıflamanın, kilo vermenin yolunun da yine yemekten geçtiğini hocalarımızdan öğrenmek için program yapılmış.
Bu saygı değer büyüklerimin kanal- kanal dolaşıp siyaset yapanlarını, siyasi görüşleri ile memleketim insanına çok büyük katkılar yapanlarını, refah paylarını artırmada, hukukta adalette geldiğimiz durumun bugün ki düzeye taşınmasında, toplumun huzur ve güven ortamının oluşmasında, Ülke bütçesinin adil bölüşümünde çok-çok değerli katlılarını görüyordum da, kilo vermek için de yemek yenmesi gerektiğini bilmiyordum, öğrenerek ekstra bir yaşıma daha girdim.
Ben de cahilce düşünüp, kilo vermek için az yemek yemeği, mümkünse kalori veren yemekleri yememeği düşünürken, bu ne yiyelim de kilo verelim, kısaca “yiyelim” ifadesi beni şok etti.
Oturdum saf-saf onları izledim. Gerçi benim kilo sorunum yok ama olsun, “olanlar” var. Belki bir yararımız dokunur. Yani hem Vallahi hem Billahi bizim kıymetli siyasetçilerimiz gibi memleket menfaatine, milletin hayrına dinledim…Peki dinledim de bir şey anladım mı? Emin değilim. Siyasilerimiz gibi.
Yıllar önce rahmetli annemle evden çıkıp, çarşıya giderken yolda Hamdi’ye rastladık. Hamdi annemin akrabasından, biraz meczup bir kişi idi. O gün mahallelerine giden su hattında bir arıza olacak ki, büyükleri ona su hattının geçtiği üç-beş metre mesafedeki bir kanalı kazmasını söylemişler. Bizi görünce elindeki çapayı saklayarak, Yaşlı anneme;
+Hala nasılsın? Nereye böyle?
-İyiyim Hamdi oğlum, çarşıya gidiyorum. Sen nasılsın? Burada ne yapıyorsun?
+Hala sorma, sabahleyin kalktım, Kandava’yı, Saraninoz’u gezdim, geldim şimdi de burada dinleniyorum. (Kandava ve Saraninoz yerel dilde komşu iki köy)
-Sen sabahtan beri bu kadar yeri gezdin öylemi? Dinlen o zaman. Yorgunluğun geçince önündeki kanalı da kazarsın tamam mı?
+Olur hala, sen kaz diyorsan ben kazarım. Diyerek çapayı tekrar eline aldı.
Biz oradan beş-on adım uzaklaştığımızda ise avazı çıktığı kadar;
+Aaattım ona bir yalan. Aaattım ona bir yalan, aaattım ona bir yalan diyerek hem haykırıyor hem de zevkli-zevkli çalışıyordu.
Aslında sabahleyin kalkıp o köyleri gezmemişti ama, anneme de sabah-sabah beni buraya getirip, bu işi verdiler demekte işine gelmeyince, kendi iradesiyle hareket ettiğini ispatlamak için yalan uydurmuş, söylediği yalanında kabul görmesine, kendince çok- çok sevinmişti.
Ben bu repliği çok sevdim. Günlük hayatımda da çok kullanır oldum. İşler aksayınca, zaman-zaman arkadaşlara “Aaattım size bir yalan” derim.
Kısaca demem o ki; bazen hem içeride hem dışarıda verilen görevleri size anlatmak işimize gelmediğinde, atıyoruz bir yalan. İşte aklınızın almadığı şeyleri yine anlamayın diye, hocalarımızı, ağzı laf yapan birtakım kişileri de kanal-kanal dolaştırıp, inandırma çabamız da ondan.
Sizle de; Allah Rızası için, bu yalanlara ya inanın, ya da inanmış gibi görünün ki, herkes de İşini zevkle, gönül rahatlığı ile yapsın… Bu vesile ile herkesin kandilini kutluyor, Allah’a kalkan ellerinin boş dönmemesini Allah’tan niyaz ediyorum… Hoşça Kalın!
