Hayrettin UZUN
Köşe Yazarı
Hayrettin UZUN
 

AGRESİF!..

65 yaşındayım ve geriye dönük elli yılı net hatırlıyorum. Vatandaş olarak günlük yaşantımızda ve siyasi hayatımızda bu kadar gerginliği ve asabiyeti hiç hatırlamıyorum. İnanın geçmişte ne sağ-sol ayrışımının olduğu yıllar ne de müdahaleli, darbeli, muhtıralı yıllarda; halk arasındaki gerginlik hiç bu kadar tırmanmamıştı. Geçmişte yapılan darbe ve muhtıralar, askeri yetkililer tarafından ülkenin iyi yönetilmediği gerekçesi ile siyasi hayata ve onun temsil ettiği TBMM’ne, yani kamu ve kuruluşlarına karşı yapılırdı. Bir tarafta silahlı güçler diğer tarafta halkın seçtiği temsilciler. Şimdi ise ortada böyle bir durum yok. Siyaset kamuyu öylesine bölüp paramparça yapmış, lime-lime doğramış ki kimsenin kimseye tahammülü yok. Evde, işte, sokakta, camide, kahvehanede, lokalde, parkta, dolmuşta v.s… aynı durumdayız.  Havadan nem kapar olduk. Birkaç gün önce lokalde; -Merhabalar arkadaşlar!.. +Hoş geldin. Neredesin birader? Çok geciktin,  -Sorma ya bugün trafikte çok yoğundu. Bir de yağmur yağıyor. +Sen birde İstanbul’u düşün, orada hiç yaşanmaz. -İyi de orası metropol, burası ise küçük bir şehir. +Bırak Allah aşkına!.. sen çatacak yer arıyorsun. İstanbul’daki o kadar yolsuzluğu görme, gel buradaki trafikten şikâyet et.  -Hayda!.. Nerden nereye geldik, ne alaka İstanbul? Ne alaka yolsuzluk? Bana ne? +Yoldan, trafikten sözü açan, şikâyet eden sen değil misin? Ben de yoldan- yolsuzluktan bahsediyorum işte. Tabi-tabi bugün hava da yağmurlu, onu da inadına biz yağdırdık size eziyet olsun diye!..  +Yağmuru sizin inadına yağdırdığınızın farkındayım-fardayım da, gürleyerek yağdırmasanız iyi olurdu. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda dünyadaki ülke vatandaşları arasında, en asabi millet olarak ikinci sırayı almışız. Hep gergin, her an kavgaya hazır. Yolda izde hep yüzler asık. Kendi kendine konuşan insanlar. Hep bir yere yetişebilmek için hızlı hızlı koşturan insanlar. Boş boş bakan gözler. İktidarıyla, muhalefetiyle... Bu, toplumun ümitsiz oluşundan kaynaklanan bir durum. Hani fıkrada ‘Nasrettin Hocamız eşşeğini kaybetmiş güle oynaya, ıslık çala-çala onu ararmış. Onun bu halini görenler, ilahi hocam hem eşşeği kaybetmişsin hem de güle oynaya onu ararsın bu nasıl iştir? Valla bakmadığım şu vadinin ardı var. Ümidim oradadır. Orada da bulamaz isem, siz o zaman görün feryadı’ diye cevap vermiş.  Görünen o ki vatandaş ümidini kaybetmek üzere. Uzun süredir iktidar olan hükümet, ülkemizde, özellikle belirli sektörlerde, hızlı bir kalkınma gösterebilmek için çaba sarf etmiştir. Bu nedenle bu sektörlere fazla miktarda kaynak aktarmış, geçmişten gelen bilgi birikimini sermaye ile buluşturmuş, bunda da kısmen başarılı olmuştur. Ayrıca pandemi döneminden önce ve pandemi süresince dünyada, ekonomik sıkıntılar nedeniyle sıkı önlemler alınırken, bizde düşük faiz uygulaması ile vatandaşlara ucuz para aktarılmış, cesareti ve de imkânı olanlar, bundan tüm gücüyle yararlanmıştır. Birde yirmi-otuz yılda planlanarak yapılması gereken bazı projeleri de yap-işlet- devret modeli ile hızlandırarak kısa sürede yapılmasını sağlamıştır. Buralara da parasal kaynak aktarmıştır. Bunların bir kısmı yapılması zorunlu idi yapıldı. Ancak bunların hepsinin, bu vatandaşa ağır bir maliyeti olmuştur ki hiçbir gelişmiş ülkenin bile, kolay kolay bunun altından çıkması mümkün değildir. Ağır bir faturadır. Ülkemiz bir petrol ülkesi değildir. Sanayisi çok gelişmiş, katma değeri yüksek sanayi ürünlerini üretip, satan bir ülke de değildir. Öyle ise sanayideki gelişmeyi; işçisinden, köylüsünden, memurundan, emeklisinden kısaca emekçiden kısarak artırdığı parayı, sanayiye aktararak, gelişmeyi sağlamak zorundadır. Bunu gelişmiş ülkeler dönem- dönem yaparlar. Bir dönem kapitalist sistemdeki partiyi seçip iş başına getirirler. O iktidarda emekçiyi kısar, parayı sanayiye aktarır, para tavanda toplanır, ülke bir sıçrama yapar. Şayet o iktidarın mevcut uyguladığı politikayı değiştirme kabiliyeti yok ise ,daha sonraki seçimde,  sosyal demokrat bir partiyi seçerek, iş başına getirir. O iktidar da tavana toplanan parayı tabana, emekçiye aktararak sosyal adaleti sağlar. Böylece bütün vatandaşlar hem gelişimden pay alır hem de refah düzeyleri bir miktar artar. Daha sonra yine kapitalist sistemdeki bir partiyi iş başına getirirler ve böyle silsile halinde devam eder. Bizdeki gibi aynı sistemin, bu kadar uzun yıllar, sermayenin tek tarafa aktarılmasına, hiçbir ülkenin vatandaşları dayanamaz. Bu halkın büyük bir kesimine derin yoksulluk getirir. Gelir ve giderde adalet bozulur. Kaldı ki böyle çok uzun süreli iktidarların, istemeseler bile, kendi çıkar gurubu ve bürokrasisi oluşur, bu tek taraflı sermaye akışını ve taraftarlığı, adeta kendilerine hak olarak görmeye başlarlar. Bu gurupların yandaşlık ve aidiyet duygusu, ülkenin vatandaşlığına olmaktan çıkarak, iktidar partisinin himayesine geçer ki, buda vatandaşlar arasında ayrımcılık ve adalette eşitsizlik olgusuna yol açar. Partizanlık ve bölünme başlar.  Halk bir yandan ekonomik sıkıntılar altında ezilirken, diğer yandan da oluşan iktidar çıkarcıları ve bürokratları tarafından baskı altına alınır. İşte bu durumda ülkenin vatandaşı ümitsizliğe, ümitsizlik ise, mutsuzluğa, mutsuzluk da asabiyete ve agresifliğe dönüşür. Bu durum’ Allah korusun’ daha fazla sürdürülebilir değildir.  Sermaye akışının bir sürede tersine akması sağlanmalıdır. Zira ülkenin bekası ortak ise, olanakları ve kazanımları da vatandaşlarının ortaklığıdır. Bu aynı zamanda İslamiyet’in de gereğidir. Ne diyor? peygamberimiz ‘S.A.V’.’ komşusunun karnının ac olduğunu bilip de kendi karnı tok yatan mümin bizden değildir’. Yine bir atasözümüz der ki ‘biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.’  Hani bir hikâyeye göre; bir ülkenin Kralı Vezirini çağırıp hazinenin ihtiyacı var, vatandaşlara yeni bir vergi vurun demiş. Sonrada gidin, bakın halk ne diyor? ne yapıyor? diye de talimat vermiş. Gidip bakmışlar. Kralım, halk çok kızgın, yeni vergiye köpürüyor demişler. Kral anladım demiş ve birkaç ay sonra yeni bir vergi daha vurmuş. Gidip bakmışlar, halk bağırıp- çağırıyor, adeta kudurmuş. Kral yine anladım diyor. Bir zaman sonra yeni bir vergi daha vurmuş. Gidip gördüklerinde halk türkü söylüyor, halay çekip oynuyor. Bunun üzerine Kral, Vezirini çağırıp bu son vergi fazla geldi, derhal geri çekin demiş. Vezir; aman efendim vatandaşların en fazla memnun olduğu vergi bu oldu. Gülüp oynuyorlar demiş. Kral ise vatandaş vergiden haz almaz. Tepki verir. Şayet tepki vermiyor veya tepkisini normal olarak gösteremiyor ise burada bir sorun vardır. Derhal son vergiyi durdurun demiş. Demem o ki; vatandaş henüz agresif haldeyken, güle oynamaya başlamadan, gerekli önlemler alınarak, sosyal adalet gözetilmelidir.     
Ekleme Tarihi: 21 Aralık 2025 -Pazar

AGRESİF!..

65 yaşındayım ve geriye dönük elli yılı net hatırlıyorum. Vatandaş olarak günlük yaşantımızda ve siyasi hayatımızda bu kadar gerginliği ve asabiyeti hiç hatırlamıyorum. İnanın geçmişte ne sağ-sol ayrışımının olduğu yıllar ne de müdahaleli, darbeli, muhtıralı yıllarda; halk arasındaki gerginlik hiç bu kadar tırmanmamıştı.

Geçmişte yapılan darbe ve muhtıralar, askeri yetkililer tarafından ülkenin iyi yönetilmediği gerekçesi ile siyasi hayata ve onun temsil ettiği TBMM’ne, yani kamu ve kuruluşlarına karşı yapılırdı. Bir tarafta silahlı güçler diğer tarafta halkın seçtiği temsilciler. Şimdi ise ortada böyle bir durum yok. Siyaset kamuyu öylesine bölüp paramparça yapmış, lime-lime doğramış ki kimsenin kimseye tahammülü yok. Evde, işte, sokakta, camide, kahvehanede, lokalde, parkta, dolmuşta v.s… aynı durumdayız.  Havadan nem kapar olduk. Birkaç gün önce lokalde;

-Merhabalar arkadaşlar!..

+Hoş geldin. Neredesin birader? Çok geciktin, 

-Sorma ya bugün trafikte çok yoğundu. Bir de yağmur yağıyor.

+Sen birde İstanbul’u düşün, orada hiç yaşanmaz.

-İyi de orası metropol, burası ise küçük bir şehir.

+Bırak Allah aşkına!.. sen çatacak yer arıyorsun. İstanbul’daki o kadar yolsuzluğu görme, gel buradaki trafikten şikâyet et. 

-Hayda!.. Nerden nereye geldik, ne alaka İstanbul? Ne alaka yolsuzluk? Bana ne?

+Yoldan, trafikten sözü açan, şikâyet eden sen değil misin? Ben de yoldan- yolsuzluktan bahsediyorum işte. Tabi-tabi bugün hava da yağmurlu, onu da inadına biz yağdırdık size eziyet olsun diye!.. 

+Yağmuru sizin inadına yağdırdığınızın farkındayım-fardayım da, gürleyerek yağdırmasanız iyi olurdu.

Son zamanlarda yapılan araştırmalarda dünyadaki ülke vatandaşları arasında, en asabi millet olarak ikinci sırayı almışız. Hep gergin, her an kavgaya hazır. Yolda izde hep yüzler asık. Kendi kendine konuşan insanlar. Hep bir yere yetişebilmek için hızlı hızlı koşturan insanlar. Boş boş bakan gözler. İktidarıyla, muhalefetiyle... Bu, toplumun ümitsiz oluşundan kaynaklanan bir durum. Hani fıkrada ‘Nasrettin Hocamız eşşeğini kaybetmiş güle oynaya, ıslık çala-çala onu ararmış. Onun bu halini görenler, ilahi hocam hem eşşeği kaybetmişsin hem de güle oynaya onu ararsın bu nasıl iştir? Valla bakmadığım şu vadinin ardı var. Ümidim oradadır. Orada da bulamaz isem, siz o zaman görün feryadı’ diye cevap vermiş. 

Görünen o ki vatandaş ümidini kaybetmek üzere. Uzun süredir iktidar olan hükümet, ülkemizde, özellikle belirli sektörlerde, hızlı bir kalkınma gösterebilmek için çaba sarf etmiştir. Bu nedenle bu sektörlere fazla miktarda kaynak aktarmış, geçmişten gelen bilgi birikimini sermaye ile buluşturmuş, bunda da kısmen başarılı olmuştur. Ayrıca pandemi döneminden önce ve pandemi süresince dünyada, ekonomik sıkıntılar nedeniyle sıkı önlemler alınırken, bizde düşük faiz uygulaması ile vatandaşlara ucuz para aktarılmış, cesareti ve de imkânı olanlar, bundan tüm gücüyle yararlanmıştır. Birde yirmi-otuz yılda planlanarak yapılması gereken bazı projeleri de yap-işlet- devret modeli ile hızlandırarak kısa sürede yapılmasını sağlamıştır. Buralara da parasal kaynak aktarmıştır. Bunların bir kısmı yapılması zorunlu idi yapıldı.

Ancak bunların hepsinin, bu vatandaşa ağır bir maliyeti olmuştur ki hiçbir gelişmiş ülkenin bile, kolay kolay bunun altından çıkması mümkün değildir. Ağır bir faturadır. Ülkemiz bir petrol ülkesi değildir. Sanayisi çok gelişmiş, katma değeri yüksek sanayi ürünlerini üretip, satan bir ülke de değildir. Öyle ise sanayideki gelişmeyi; işçisinden, köylüsünden, memurundan, emeklisinden kısaca emekçiden kısarak artırdığı parayı, sanayiye aktararak, gelişmeyi sağlamak zorundadır.

Bunu gelişmiş ülkeler dönem- dönem yaparlar. Bir dönem kapitalist sistemdeki partiyi seçip iş başına getirirler. O iktidarda emekçiyi kısar, parayı sanayiye aktarır, para tavanda toplanır, ülke bir sıçrama yapar. Şayet o iktidarın mevcut uyguladığı politikayı değiştirme kabiliyeti yok ise ,daha sonraki seçimde,  sosyal demokrat bir partiyi seçerek, iş başına getirir. O iktidar da tavana toplanan parayı tabana, emekçiye aktararak sosyal adaleti sağlar. Böylece bütün vatandaşlar hem gelişimden pay alır hem de refah düzeyleri bir miktar artar. Daha sonra yine kapitalist sistemdeki bir partiyi iş başına getirirler ve böyle silsile halinde devam eder. Bizdeki gibi aynı sistemin, bu kadar uzun yıllar, sermayenin tek tarafa aktarılmasına, hiçbir ülkenin vatandaşları dayanamaz. Bu halkın büyük bir kesimine derin yoksulluk getirir. Gelir ve giderde adalet bozulur.

Kaldı ki böyle çok uzun süreli iktidarların, istemeseler bile, kendi çıkar gurubu ve bürokrasisi oluşur, bu tek taraflı sermaye akışını ve taraftarlığı, adeta kendilerine hak olarak görmeye başlarlar. Bu gurupların yandaşlık ve aidiyet duygusu, ülkenin vatandaşlığına olmaktan çıkarak, iktidar partisinin himayesine geçer ki, buda vatandaşlar arasında ayrımcılık ve adalette eşitsizlik olgusuna yol açar. Partizanlık ve bölünme başlar. 

Halk bir yandan ekonomik sıkıntılar altında ezilirken, diğer yandan da oluşan iktidar çıkarcıları ve bürokratları tarafından baskı altına alınır. İşte bu durumda ülkenin vatandaşı ümitsizliğe, ümitsizlik ise, mutsuzluğa, mutsuzluk da asabiyete ve agresifliğe dönüşür. Bu durum’ Allah korusun’ daha fazla sürdürülebilir değildir.  Sermaye akışının bir sürede tersine akması sağlanmalıdır. Zira ülkenin bekası ortak ise, olanakları ve kazanımları da vatandaşlarının ortaklığıdır. Bu aynı zamanda İslamiyet’in de gereğidir. Ne diyor? peygamberimiz ‘S.A.V’.’ komşusunun karnının ac olduğunu bilip de kendi karnı tok yatan mümin bizden değildir’. Yine bir atasözümüz der ki ‘biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.’ 

Hani bir hikâyeye göre; bir ülkenin Kralı Vezirini çağırıp hazinenin ihtiyacı var, vatandaşlara yeni bir vergi vurun demiş. Sonrada gidin, bakın halk ne diyor? ne yapıyor? diye de talimat vermiş. Gidip bakmışlar. Kralım, halk çok kızgın, yeni vergiye köpürüyor demişler. Kral anladım demiş ve birkaç ay sonra yeni bir vergi daha vurmuş. Gidip bakmışlar, halk bağırıp- çağırıyor, adeta kudurmuş. Kral yine anladım diyor. Bir zaman sonra yeni bir vergi daha vurmuş. Gidip gördüklerinde halk türkü söylüyor, halay çekip oynuyor. Bunun üzerine Kral, Vezirini çağırıp bu son vergi fazla geldi, derhal geri çekin demiş. Vezir; aman efendim vatandaşların en fazla memnun olduğu vergi bu oldu. Gülüp oynuyorlar demiş. Kral ise vatandaş vergiden haz almaz. Tepki verir. Şayet tepki vermiyor veya tepkisini normal olarak gösteremiyor ise burada bir sorun vardır. Derhal son vergiyi durdurun demiş.

Demem o ki; vatandaş henüz agresif haldeyken, güle oynamaya başlamadan, gerekli önlemler alınarak, sosyal adalet gözetilmelidir.     
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.