Aslında genel konular ile ilgili sohbet tadında makalemi hazırlamıştım ki ABD ve İsrail’in İran’a müdahalesi başladı. Bende bunun üzerine bu dünyada ve bu coğrafyada yaşayan bir insan olarak hissiyatımı anlatmak, içimi dökmek ihtiyacı duydum.
Küçük oğlum henüz ortaokul birinci sınıfta iken, bir akşam eve son derece üzgün geldi. Ağzını bıçak açmıyor. Akşam yemeğinde, hanımda bana kaş göz işareti yapınca;
+Ne var -ne yok oğlum? Okul nasıl gidiyor?
-İyi baba, iyi gidiyor.
+Öyle ise bu suratın niye sirke satıyor? Belli ki bir sorun var? Anneler babalar anlar biliyorsun değil mi?
-Yahu önemli bir şey değil ama ben çok üzüldüm. Beni başka bir okula alabilir misiniz?
+Oğlum hem önemli değil diyorsun hem de başka bir okul diyorsun. Anlat bakalım mesele ne?
-Sınıf öğretmenimi de müdürü de sevmiyorum. Çünkü bana haksızlık yaptılar.
+Hayda seni bu kadar üzecek ne yapmış olabilirler?
-Sınıfta Cumhuriyet ve Demokrasi etkinliği adı altında sınıf başkanlığı seçimi yapıldı. Ben ve bir kız arkadaş seçime girdik sınıfın tamamının oyunu almama rağmen Öğretmen o kızı seçti. Ben de Müdüre gittim itiraz ettim. Olur mu öyle şey dedi? Sonra öğretmeni çağırdı. Beni odadan dışarı çıkardılar. İkisi konuştu. Sonra müdür beni çağırdı, sen yanlış biliyorsun kız kazanmış dedi. Hayır gelin yeniden oylayalım dedim. İşimiz gücümüz yok da seninle mi uğraşacağız? çık dışarıya diyerek beni kovdu. O zaman böyle bir etkinlik niye yapıldı ki? Benim hem hakkımı yediler, arkadaşlarımın önünde aşağıladılar hem de yalancı yaptılar. Ben bir daha o okula gitmem.
Ertesi günü onunla birlikte okula gittim. Müdür beyin yanına giderek sınıf öğretmenini de çağırtarak gerçeği öğrendim. Oğuzhan’ın anlattıklarının hepsi doğru imiş ancak bir eksik var. Rakibi olan kız Valinin kızı imiş. Öğretmen;
-Hayrettin Bey inanın çok üzgünüz. Açık söyleyeyim sınıfta kızın propagandasını bile yaptım. Kazansın diye yine de Oğuzhan kazandı. Neredeyse oyların tamamını aldı. Bunun üzerine kız feryadı bastı. Bayılacak diye çok korktuk. Bizler onu sakinleştiremedik. Babama söyleyeceğim yarın sabah görürsünüz diye ortalığı ayağa kaldırdı. Bizlerde mecburen sınıf başkanı sen oldun demek zorunda kaldık. İnanır mısın kız bu cümleyi duyunca rahatladı, normale döndü. Tabi bu sefer de Oğuzhan haklı olarak üzüldü. Keşke en baştan böyle bir işe girişmeseydik. Ancak bir seçim sonucunun bu noktaya gelebileceğini doğrusu tahmin edemedik. O yaşta kızımız da babasının makam gücünü sonuna kadar kullanmıştı. Hem müdür hem de öğretmenin anlattıklarını Oğuzhan’da dinledi. Bu durumda istemeye-istemeye onlara da hak verdi. Nasıl zor durumda kaldıklarını benim de telkinimle anladı. “Vali Beyin gelmesine gerek yoktu. İl milli Eğitim Müdürüne şu okul müdürü çok beceriksiz çıktı. Benim kızı üzdü gereğini yapın dese, bunların durumu inan senden kötü olur”, dedim. Böylece gururu kırık Oğuzhan bu özür gibi konuşmadan sonra yine okula gitmeye karar verdi.
Güç zehirlenmesi böyle bir şey. Gücün var ise ve bu gücü hazmede-hazmede demokratik yollar ile kazanmamış isen, o kültür ile yoğrulmamışsan, haklı olup olmadığına bakmaksızın küçük-büyük, alim-zalim fark etmez kullanmaya kalkarsın. Zaman gelir bunu iç siyasette halkına karşı yaparsın, yeri gelir dış siyasette bir başka ülke için yaparsın. Bunu yaparken de kendince uydurma haklı gerekçeler, bahaneler bulursun.
ABD’nin en büyük sanayisi silah sanayi. Depoları dolmuş. Son zamanlarda durma noktasına gelmiş. Hele-hele silah sattığı bazı ülkeler de hem kendi silah sanayinde ilerleyip, geri kalanını da ABD’nin dışındaki diğer ülkelerden daha ucuza temin yoluna gidince iyice sıkışmış. Dolaysıyla petrol yolu ile çok para kazanan Ortadoğu ülkelerinin arka bahçesi olmaktan çıkarmamak için her türlü savaş da dahil plan ve programı uygulamaya koymuştur. Bir de ABD’de demokrasiden nasibini almamış, göğüsüz günümüz doyumsuz zengini bir ekip iş başına gelmiş ki mazlum ülkeleri Allah Korusun. Tam bir güç zehirlenmesi yaşanıyor ABD’de.
Bu anlamda çok iyi de İsrail gibi bir partner bulmuştur. İsrail için bulunmaz bir fırsat. Körün Allah’tan istediği bir göz Allah vermiş iki göz. Hem askeri gücünü artırıyor hem etrafındaki tehdit oluşturabilecek devletleri ortadan kaldırıyor. Hem de içlerinde var olan; bize hizmet etmeyen ölsün! arzusunu tatmin ediyor. Çoluk çocuk, yaşlı, kadın ölümleri umurunda mı? Bu kadar da gözü kararmış insanlar. Dünyada en büyük zulümlerini ki, çoğunu da Hristiyan toplumundan görmüş İsrailliler, şimdi o zalimlikleri aratır hale gelmiş Müslüman topluluklara beterini uyguluyorlar. Bu da başka bir çeşit güç zehirlenmesi…
İran Devleti geçmiş tarihten günümüze en fazla Anadolu’da kurulmuş Türk Devletleri ile uğraşmıştır. Her dönem bu coğrafyayı propaganda alanı olarak görmüş, özellikle beşerî nüfus yapısından ve cemaat- tarikat yapılanmasından yararlanarak kendi varlığını hep hissettirmiştir. Kürt kökenli vatandaşlarımızı bu uğurda kullanmıştır. Kürt kökenlileri kontrol altında tutup hem içeride Azeri Türklerine karşı hem de dışarıda Türkiye başta olmak üzere, Irak ve Suriye’de kullanma başarısını göstermiştir. Sadece Kurtuluş savaşından sonra Atatürk’ten korkan ve sayan İran’ın o dönemdeki yöneticileri Türkiye ile iyi ilişkiler kurmuş ancak bu kısa sürmüştür. Zira aşırı dinci kesim Atatürk’ün kurmuş olduğu modern devlet modelini kendileri için bir tehdit olarak görmüşlerdir.
Doğu bölge sınırlarımızı bilenler bilir. İran, Irak ve Suriye ile iç-içe yaşıyoruz. Sınır köylerimizin bir kısmı bizim topraklarda bir kısmı komşu ülke topraklarındadır. Dolaysıyla onların başına gelen her olay bizi derinden etkiler ve sıkıntıya sokar. Zira coğrafyamız bu. Hele-hele bir türlü oturmamış, diş güçlerin kaşımaya müsait bir nüfus yapısı ortada iken çok etkileniriz. Bu durumu en iyi İsrail ve ABD biliyor.
ABD’nin İran’ın nükleer sahibi olmasını bahane etmesi “ki bu konuda belirli bir anlaşmaya da varmışlardı”. Veya rejimini bahane etmesi kadar tirajı komedi olamaz. O zaman adama demezler mi; seni son zamanlarda ekonomik olarak en fazla zora sokan ülke Çin Devleti üstelik de rejimi kominizim hadi ona saldırsana. Demek ki olay rejim olayı değil, tam anlamıyla haydutluk. Soymak, petrol gelirine el koymak veya kontrol altına almak. Tıpkı Venezüella’da, Suriye ve Irak’ta yaptığı gibi. Rejimlerini değiştirip yandaş partnerlerine devretmek. Bunları yaparken de her dönem kendisine bir partner bulup kullanır. Bu becerilerine hayranım…
Trump’ın işte İsrail ile anlaşabildiği yegâne ilke bu. Sen ülkenin kaderini ancak benin belirlediğim kadarıyla yönetebilirsin. Yer üstü yer altı kaynakların şayet ABD’ye hizmet etmiyor ise hele az gelişmiş veya gelişmemiş ülke isen gelişmene izin vermeden ben seni yerim. Çünkü ben çok güçlüyüm… Bana hak-hukuk, adalet, mesafe, İnsan hakları, bir ülkenin kaderini kendi belirleme hakkı falan sökmez. Dediğim dedik, çaldığım düdük.
Bu görüşlerinden dolayı ABD’yi bir türlü sevemedim. Allah Onların ve küçük hesaplar ile ona yardımda yarışan ortakçılarının şerrinden bütün insanlığı korusun…Peki ABD veya benzer ülkelere dur ne yapıyorsun? Sen bizim coğrafyaya karışma diyerek durdurabilecek, ABD’nin sözünü dinleyeceği, azda olsa çekineceği bir İslam ülkesi var mı?.. Bizler anca iktidar olabilme ve olduktan sora da ila nihai orada durabilmek için, içeride birbirini yer dururuz. İslam ülkelerinin gücü ancak buna yeter!..
Hoşça Kalın!..
