Hayrettin UZUN
Köşe Yazarı
Hayrettin UZUN
 

BAŞ AĞRISI !..

İnanın bu konuda yazmaktan bende sıkıldım. Söz son kez yazıyorum. Zaten bir faydası da olmadığını biliyorum. Bizimkisi iş olsun torba dolsun. Emekli olmadan bir iki ay önce; +Dede hoş geldin. (Son zamanlarda hanım bana seslenirken hayatım, canım, demeyi azalttı. Bunların yerine dede, o adam gibi yaşlandığımı yüzüme-yüzüme vuran hitaplar kullanmaya başladı. Ben ise ısrarla ‘hayatım’ demeyi sürdürüyorum.) -Sağ ol hayatım. Başımda müthiş bir ağrı var. +Ne oldu? Acaba yemek mi dokundu? Ne yedin yine? -Olabilir. Aslında çok bir şey de yemedim. Bir tabak kavurma yedim. +Ben sana şu yemekhanenin yemeklerini yeme, demedim mi? Bak işte kavurma imiş yağlı-yağlı. Tansiyonunu tetiklemiştir. -Haklı olabilirsin. Kolum kanadım da kesiliyor adeta. Her neyse iki ağrı kesici aldım. Dinlenince geçer herhalde. +Bak oda yanlış, iki adet birden niye alıyorsun ki. Ben çocuğa haber vereyim. ‘Çocuk dediği oğlumuz uzman doktor.’ -Yok-yok rahatsız etme şimdilik. Geçmez ise sonra bakarız. Diyerek yatağa uzandım. Ağrım hafiflemiş olacak ki uykuya dalmışım. Uyandığım da saat sabah dört. Bir yandan ter basmış, diğer yandan baş ağrım daha da artmış, vaziyet kötü. Sabahı zor ettim. Hanım da oğlunu arayıp durumu bildirmiş. Hastahanenin yolunu tuttuk. Tahlillerim yapıldı. Üç doktor tarafından muayene edildim. Kalp ve damarların kalınlaştığı ve bir an önce tedavi olmam gerektiği konusunda beni uyardılar. On günlük periyotlar ile tansiyonumu kontrol etmek şartıyla birde reçete düzenleyip eve gönderdiler. Baş ağrım konusunda da geçeceğini, biraz sabırlı olmamı söylediler. Bir ara düzelir gibi oldum. Ancak; Reçetede yazılı ilaçlardan da almama rağmen akşam oldu, başımın ağrısı bir türlü geçmedi. Başım çatlıyor. Kendi kendime kızdım, kızdıkça içerledim. İçerledikçe kendi kendimi doldurdum. Sizin de verdiğiniz vereceğiniz ilaçlara da sayıp, söverek, hanıma da çaktırmadan, lavaboya gidiyormuş numarası yaptım. Lavabonun ışığını açık bıraktım. Parkemi, ayakkabılarımı giyip, arabama atladığım gibi, Araştırma Hastanesinin Acilinin yolunu tuttum. Bir süre sonra cep telefonum çaldı; -Alo- alo sen neredesin? Haber vermeden çıkıp gitmişsin. +Rahatsızlık vermek istemedim. Başımın ağrısı geçmeyince bende acile geldim. -Yahu ne demek rahatsızlık falan, sen iyice huysuzlaştın bu ara. Delirdin mi? Hangi hastanendesin? +Tamam -tamam kapat sen, gelirim birazdan. Beş dakika sonra da acilden beni çağırdılar. Genç bir doktor; -Şikâyetin ne? Neyin var? +Başım çok şiddetli ağrıyor. Aslında bugün, bu nedenle hastaneye de gittim. -E ilaç vermediler mi? Ben bir bakayım ne yapmışlar. Diyerek önündeki bilgisayardan yapılan işlemlere baktı. Tahlillerin yapılmış. Doğru bir şekilde teşhisinde konmuş. Verilen reçete de doğru. Derken telefonu çaldı. Bana pardon bir bakmam lazım diyerek, telefonda konuşmaya başladı. Bir yandan konuşuyor, anladım- anladım hocam diyor, bir yandan da gülümseyerek beni süzüyor. İbrahim hocam aradı dedi. Kısaca gereğini yapmışlar. Tansiyonun düştükçe ağrında azalacak.  +Evladım bak; yapılan işlemler tedbiren doğru olabilir ancak, bu benim baş ağrımı kesmiyor, kesmedi. Bundan dolayı o teşhisin de tedavinin de benim için hiçbir önemi yok.  -Anladım. Hemşire hanım amcaya kalçadan ağrı kesici yapalım, ayrıca dilaltı verelim. Yüzlükte serum takalım yarım saat sonrada kontrol edelim. Diye talimat verdi. Bunlar yapılırken oğlumda çıkageldi. Hatta serumu o taktı. +Baba niye haber vermedin? -Aslında haber verdim. Sabah size gelip başımın çok şiddetli ağrıdığını söyledim. Bir sürü tahlil, muayene yaptınız. Kalp ve damarlarda ki sorunlar ve çözümleri için, tansiyonumun düşmesi için ilaçlar verdiniz. Bunların hepsi uzun vadeli. Oysa benim şu an dayanılmaz baş ağrım var. +Haklısın da biz biraz da bilerek baş ağrını aniden düşürmedik. Bu tür ani müdahalelerin bu yaşlarda başka sorunları tetikleme riski var. Tansiyonun düzeldikçe sorunda ortadan kalkacaktır. Verdiğimiz ilaçlara devam. -Oğlum ağrıyı çeken benim. Onun için benim yerime düşünmeyin, gereğini yapın. Yarım saat sonra ağrım hafiflemiş, gözlerim açılmıştı. Acile bakan genç doktor da yanımıza geldi. - Hocam söylediklerinizi yaptık. Yapabileceğimiz başka bir şey var mı? + Hayır sağ olasın, iyi nöbetler, diyerek hastaneden ayrıldık. Demem o ki; son zamanlar da Sayın Bakanlarımızı şaşkınlıkla ve hayretle izliyorum. Sanki bu ülkede yaşamıyorlar. Konuşma jargonları bile o kadar yabancı ve soğuk geliyor ki anlatamam. Yirmi yıldır ağır yağlı kavurma yedirtilen bu vatandaşın, şimdilerde başı şiddetle ağrıyor. Tansiyon tavan yapmış. Tarımda, ekonomide, adalette uzun vadeli, tansiyonu düzeltecek tedbirler almaya çalıştıklarını söyleyip duruyorlar. Şu andaki çekilmeyecek durumdaki şiddetli baş ağrısından bihaberler. Ağrıyan baş onlarında olmayınca… Ya gerçekten farkında değiller ya da bildikleri halde, kısa vadede alınacak tedbirlerin faturasını göze alamadıkları için, nasıl olsa zamanla alışır ve unuturlar diye umursamıyor, gereğini yapmıyorlar… Ne demiş büyüklerimiz; bin anlayana ben anlatayım, bir anlamayana sen anlat, tabi anlatabilirsen…
Ekleme Tarihi: 04 Ocak 2026 -Pazar

BAŞ AĞRISI !..

İnanın bu konuda yazmaktan bende sıkıldım. Söz son kez yazıyorum. Zaten bir faydası da olmadığını biliyorum. Bizimkisi iş olsun torba dolsun.
Emekli olmadan bir iki ay önce;

+Dede hoş geldin. (Son zamanlarda hanım bana seslenirken hayatım, canım, demeyi azalttı. Bunların yerine dede, o adam gibi yaşlandığımı yüzüme-yüzüme vuran hitaplar kullanmaya başladı. Ben ise ısrarla ‘hayatım’ demeyi sürdürüyorum.)

-Sağ ol hayatım. Başımda müthiş bir ağrı var.
+Ne oldu? Acaba yemek mi dokundu? Ne yedin yine?

-Olabilir. Aslında çok bir şey de yemedim. Bir tabak kavurma yedim.

+Ben sana şu yemekhanenin yemeklerini yeme, demedim mi? Bak işte kavurma imiş yağlı-yağlı. Tansiyonunu tetiklemiştir.

-Haklı olabilirsin. Kolum kanadım da kesiliyor adeta. Her neyse iki ağrı kesici aldım. Dinlenince geçer herhalde.

+Bak oda yanlış, iki adet birden niye alıyorsun ki. Ben çocuğa haber vereyim. ‘Çocuk dediği oğlumuz uzman doktor.’

-Yok-yok rahatsız etme şimdilik. Geçmez ise sonra bakarız. Diyerek yatağa uzandım. Ağrım hafiflemiş olacak ki uykuya dalmışım. Uyandığım da saat sabah dört. Bir yandan ter basmış, diğer yandan baş ağrım daha da artmış, vaziyet kötü. Sabahı zor ettim. Hanım da oğlunu arayıp durumu bildirmiş. Hastahanenin yolunu tuttuk. Tahlillerim yapıldı. Üç doktor tarafından muayene edildim. Kalp ve damarların kalınlaştığı ve bir an önce tedavi olmam gerektiği konusunda beni uyardılar. On günlük periyotlar ile tansiyonumu kontrol etmek şartıyla birde reçete düzenleyip eve gönderdiler. Baş ağrım konusunda da geçeceğini, biraz sabırlı olmamı söylediler. Bir ara düzelir gibi oldum. Ancak;

Reçetede yazılı ilaçlardan da almama rağmen akşam oldu, başımın ağrısı bir türlü geçmedi. Başım çatlıyor. Kendi kendime kızdım, kızdıkça içerledim. İçerledikçe kendi kendimi doldurdum. Sizin de verdiğiniz vereceğiniz ilaçlara da sayıp, söverek, hanıma da çaktırmadan, lavaboya gidiyormuş numarası yaptım. Lavabonun ışığını açık bıraktım. Parkemi, ayakkabılarımı giyip, arabama atladığım gibi, Araştırma Hastanesinin Acilinin yolunu tuttum. Bir süre sonra cep telefonum çaldı;

-Alo- alo sen neredesin? Haber vermeden çıkıp gitmişsin.

+Rahatsızlık vermek istemedim. Başımın ağrısı geçmeyince bende acile geldim.

-Yahu ne demek rahatsızlık falan, sen iyice huysuzlaştın bu ara. Delirdin mi? Hangi hastanendesin?

+Tamam -tamam kapat sen, gelirim birazdan. Beş dakika sonra da acilden beni çağırdılar. Genç bir doktor;

-Şikâyetin ne? Neyin var?

+Başım çok şiddetli ağrıyor. Aslında bugün, bu nedenle hastaneye de gittim.

-E ilaç vermediler mi? Ben bir bakayım ne yapmışlar. Diyerek önündeki bilgisayardan yapılan işlemlere baktı. Tahlillerin yapılmış. Doğru bir şekilde teşhisinde konmuş. Verilen reçete de doğru. Derken telefonu çaldı. Bana pardon bir bakmam lazım diyerek, telefonda konuşmaya başladı. Bir yandan konuşuyor, anladım- anladım hocam diyor, bir yandan da gülümseyerek beni süzüyor. İbrahim hocam aradı dedi. Kısaca gereğini yapmışlar. Tansiyonun düştükçe ağrında azalacak. 

+Evladım bak; yapılan işlemler tedbiren doğru olabilir ancak, bu benim baş ağrımı kesmiyor, kesmedi. Bundan dolayı o teşhisin de tedavinin de benim için hiçbir önemi yok. 

-Anladım. Hemşire hanım amcaya kalçadan ağrı kesici yapalım, ayrıca dilaltı verelim. Yüzlükte serum takalım yarım saat sonrada kontrol edelim. Diye talimat verdi. Bunlar yapılırken oğlumda çıkageldi. Hatta serumu o taktı.

+Baba niye haber vermedin?

-Aslında haber verdim. Sabah size gelip başımın çok şiddetli ağrıdığını söyledim. Bir sürü tahlil, muayene yaptınız. Kalp ve damarlarda ki sorunlar ve çözümleri için, tansiyonumun düşmesi için ilaçlar verdiniz. Bunların hepsi uzun vadeli. Oysa benim şu an dayanılmaz baş ağrım var.

+Haklısın da biz biraz da bilerek baş ağrını aniden düşürmedik. Bu tür ani müdahalelerin bu yaşlarda başka sorunları tetikleme riski var. Tansiyonun düzeldikçe sorunda ortadan kalkacaktır. Verdiğimiz ilaçlara devam.

-Oğlum ağrıyı çeken benim. Onun için benim yerime düşünmeyin, gereğini yapın. Yarım saat sonra ağrım hafiflemiş, gözlerim açılmıştı. Acile bakan genç doktor da yanımıza geldi.

- Hocam söylediklerinizi yaptık. Yapabileceğimiz başka bir şey var mı?

+ Hayır sağ olasın, iyi nöbetler, diyerek hastaneden ayrıldık.

Demem o ki; son zamanlar da Sayın Bakanlarımızı şaşkınlıkla ve hayretle izliyorum. Sanki bu ülkede yaşamıyorlar. Konuşma jargonları bile o kadar yabancı ve soğuk geliyor ki anlatamam. Yirmi yıldır ağır yağlı kavurma yedirtilen bu vatandaşın, şimdilerde başı şiddetle ağrıyor. Tansiyon tavan yapmış. Tarımda, ekonomide, adalette uzun vadeli, tansiyonu düzeltecek tedbirler almaya çalıştıklarını söyleyip duruyorlar. Şu andaki çekilmeyecek durumdaki şiddetli baş ağrısından bihaberler. Ağrıyan baş onlarında olmayınca… Ya gerçekten farkında değiller ya da bildikleri halde, kısa vadede alınacak tedbirlerin faturasını göze alamadıkları için, nasıl olsa zamanla alışır ve unuturlar diye umursamıyor, gereğini yapmıyorlar… Ne demiş büyüklerimiz; bin anlayana ben anlatayım, bir anlamayana sen anlat, tabi anlatabilirsen
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.