ABD’nin büyük elçisi Thomas J. Barrak’ı son zamanlardaki açıklamalarından dolayı seviyorum. Tipi Mısır Tapınaklarından fırlamış firavunlara benziyor. Tam bir siyasetçi. Diyeceksiniz ki ne alaka? Çünkü adam yalan söylemiyor. Gizlisi saklısı yok. ABD’nin Türkiye ve İslam ülkeleri hakkındaki düşüncelerini, onun kadar iyi anlatan bir bürokrat bulamazsınız. Ne diyor? özetle;
*Ortadoğuda ki ülkelerin ve İslam ülkelerinin Demokratik rejim neyine? Ne anlarlar hukuktan, adaletten. Bünyeleri kaldırmaz. Ne Dinlerine ne de Kültürlerine uyuyor. Mutlakiyet ve monarşi ile yani tek adam rejimiyle yönetilsinler. Böylece bizim işimizde kolaylaşır, tek adamlarla daha çabuk iletişim kurar, anlaşır, istediğimizi tak diye söyler, şak diye yaptırırız. Sıkıysa yapmasınlar.
*Üniter yapı, tek devlet falan, geçin onları. Eyalet sistemi hatta kabile-kabile yönetim neyinize yetmiyor? Zira böylesi bizim işimize daha çok geliyor. Yönetilmesi daha kolay. İşte biz Ortadoğu’yu ve İslam ülkelerini böyle görmek ve dizayn ederek yönetmek istiyoruz. E doğru söze ne denir. ABD dünya sahnesine çıktığı günde itibaren;
1-İngiltere ve Batılı devletlerin ki Rusya da dahil Osmanlı İmparatorluğunun parçalanıp, dağıtılmasına seyirci kalmış, hatta dolaylı olarak desteklemiştir.
2-Lozan antlaşmalarına gözlemci olarak katılmasına rağmen, hiçbir maddeyi onaylamamış, dudak bükmüştür.
3-İkinci dünya savaşından sonra, Rusya’ya karşı, bizim Natoya girişimize onay vermiş, karşılığında da bizi Kore’de kullanmıştır.
4-Silah satışı ve Nato yardımlarında bizi Yunanistan’a karşı 5/3 oranına mahkûm etmiştir. Yani bize üç verdiği üründen Yunanistan’a beş verme şartı getirmiştir.
5-Kıbrısta Rumların soykırımına göz yummuş, biz müdahale edince de bize askeri ambargo uygulayarak, benden aldığınız silahları benden izinsiz kullanamazsınız demiştir.
6-Türkiye’nin tam bağımsız, demokratik hukuk sisteminde ve de üniter yapıda olmasını asla istememiş, bunun için her fırsatta tarikat ve cemaatleri kışkırtmış ve beslemiştir. Hamisi olduğu bu yapıların uzantılarına kucak açmıştır.
7-Kürt vatandaşlarımızı kimlikleri üzerinden kaşımış, terör örgütlerini desteklemiş, resmi bütçesinden onlara pay ayırmıştır.
8-Yunanistan’a hava savunma sistemi kurmuş, biz isteyince olumsuz cevap vermiş, Rusya’dan temin ettiğimizde de, kuruluşunda ortağı olduğumuz F35 uçak sisteminden bizi zorla çıkartarak, paramıza bile el koymuş, diğer askeri gereçlere de kongreyi gerekçe göstererek ambargo uygulamıştır. Tatbikatı bahane ederek askeri gemimizi vurmuş, sınırdaki Karakolumuzu basıp askerlerimizin başına çuval geçirmiş v.s… Daha da uzar gider bu liste. ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti Devletine olan bakışında, kuruluşundan bugüne, perde arkası, olumsuzluk, bir hazımsızlık vardır. Büyükelçi sağ olsun, bunu açık-açık söyleyebilmektedir. Yüzümüze-yüzümüze. Onun için bu pervasızlığını seviyorum!..
Dünyayı, geçmişte İngilizler bu şekilde yönetirdi. Ancak bunu kaba kuvvetle değil, İnce bir siyasetle ve diplomatik zekâ ile yaparlardı. Son zamanlarda ise bunun yerini Yahudi Lobilerinin aklı ile donatılmış ABD’nin hoyratlığı, utanmazlığı, fütursuzluğu aldı.
Peki soru şu; bu neden böyle?
Pakistanlı bir araştırmacı, Dr. Faruk Saleem’in araştırma sonucuna göre; ‘Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi/Musevi var. Peki, kaç Müslüman var: 1,4 milyar Müslüman. Yani dünyada 1 Musevi’ye karşın 100 Müslüman var… Müslümanlar bu kadar kalabalık ama neden güçsüzler?
İslam Konferansı Örgütü’nün (OIC) 57 üyesi var ve ülkelerin tümünde sadece 500 üniversite bulunmaktadır. Yani üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Başka bir deyişle 3 milyon kişi için bir üniversite yapılmıştır (Bunların kalitesi de başka bir sorundur!). “Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi’ne ilk 500’e giren Müslüman ülkelerden üç üniversite vardı. Onlarda Türkiye’de OTÜ-BOĞAZİÇİ-HACETTEPE. Günümüzde yerlerini koruduklarından emin değilim.
Müslüman Okuma yazma oranları çok düşük! UNDP tarafından toplanan verilere göre: Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı %89’dur. Bunların %98’i ise en az ilkokul mezundur ve 100 kişiden 40’ı üniversite mezunudur.
Müslüman ülkelerde durum bunun zıddıdır: 100 kişiden sadece 40’ı okuma-yazma bilir ve herkesin okuryazar olduğu bir Müslüman ülke bulunmamaktadır! Bunların %50’si ilkokul mezundur ve sadece %2’si üniversiteyi bitirmiştir.
.
Bilim insanlarının oranları da çok düşük!
Bilim insanlarının oranları da çok düşük!
ABD’de toplam bilim insanı sayısı 4.000, Japonya’da 5.000’dir. 57 Müslüman ülkedeki toplam bilim adamı sayısı ise, bunların çok altındadır. (Akademisyenlerin hepsi bilim insanı değildir. Bilim insanı demek, pozitif bilimlerle aktif olarak uğraşan kişi demektir.) Her 1 milyon Müslüman kişiye sadece 1 bilim insanı düşmektedir.
ARGE’ye (araştırma geliştirmeye) yeterli kaynak ayrılmıyor… Müslümanlar gayri safi milli gelirin yalnızca %0,2’sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırıyor. Buna karşın Hıristiyan dünyası araştırma-geliştirmeye %5 oranında, yani 25 kat daha fazla fon ayırmaktadır. İslam dünyası yeni bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.
Soru : Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür?
Cevap : Her çocuğa ve her gence, kaliteli eğitim verirler. Bu eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil) ve yaratıcıdır (bilgi üretmek/bulmak içindir)
Soru: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür?
Cevap: Kaliteli ve çağdaş eğitim yoksunluğu. Yanlış eğitim verdikleri ve gelişime yararı olmayan eğitim sistemi uyguladıkları için. Akılcı olmayan, teslimiyetçi, sorgusuz, araştırmasız, ezberci ve dayatmacı, büyük oranda din eksenli ve çağdışı eğitim’.
Bunun üzerine söylenecek bir sözümüz var mı? İslam ülkeleri olarak halimiz ortada değil mi? İslam ülkeleri içerisinde yine en kayda değer ülke biz iken ve bizi bu kısır döngüden çıkabilmek için ömrünü harcayıp, tüm dünyayı karşısına alarak, Demokratik yapıda Üniter sistemde Modern bir devlet kuran, Ülkemizin Kurucu kadrosuna vefa borcumuz yok mu? Niye önümüze bakacağımıza, onların gösterdiği yolda ilerleyeceğimize, dönüp-dönüp ABD ve yandaşları ile aynı düşüncede birleşip hem ABD hem de onun gibi düşünen ülkelerin işini kolaylaştırıyor, onları sevindiriyor, geçmişimizle sürekli kavga edip, küfrediyoruz?
İç siyaseti dizayn etmek uğruna buna değer mi?
