Bana göre; bu iki kelime, öylesine sihirli kelimeler ki, hem birbirleriyle olabildiğince zıt, hem de birbirlerini alabildiğince tamamlayan kelimeler. Yapılan eleştirileri hoş görebilmek, hele öz eleştiri yapabilmek, insan olmanın özü… Ayrıca, hoşgörü dinimizin de gereği değil mi?
Ne yazık ki, uzun bir süredir çevremizde, toplumumuzda, yaşamımızda hem eleştiri, hem de hoşgörü konularından eser yok. Bu durum; cahilimiz-aydınımız, okumuşumuz-yazmışımız, dindarımız- ateistimiz hiç fark etmiyor. Alışverişte aynı, trafikte aynı, kurum ve kuruluşlarımız da aynı, siyasette aynı… kısaca birbirini dinlemek ve anlamak istemiyoruz. Eleştiriye hiç tahammülümüz yok. Bize göre, karşı tarafın dinlemeğe değer hiçbir argümanı yok. En doğrusunu zaten biz biliyoruz…
Gerçi; toplumu dizayn edenler, yön verenler, örnek olması gerekenler de bizlerin birbirini dinlemesini, anlamasını, hoşgörülü olmasını istemiyorlar. Aksine taraf -taraf bölünmemizi, kamplaşmamızı istiyorlar. Gerginliğin pozisyonlarını güçlendireceğini, en azından mevcudiyetlerini koruyacağı görüşündeler. Bizler de bu yemi yutuyor veya işimize öyle geldiği için, vurdum duymaz oluyoruz. Bu nedenle dün konuştuklarının bugün tam tersini söyleyen aydın ve siyasetçilerimizi görünce şaşırmıyor, bizlerde onlarla beraber dönüp duruyoruz. Ancak huzurumuz yok, gelecekle ilgili kaygımız çok.
Sizler; herhangi bir aksaklık veya felakette, yetkili kişilerinden bir tanesinin bile öz eleştiri yaparak, istifa ettiğini veya özür dilediğini gördünüz mü? Suçlu kendileri dışındaki herkestir. Bu suçsuzluk algısı, en tepeden, en alttaki yetkiliye kadar sinsinle yolu ile ulaşır. Genelde de suçlu, dış mihraklar oluverir. Hele bir eleştiri yaparsanız, o konu ile uzaktan yakından ilginiz olmasa bile, suçlu siz oluverirsiniz. Onun için sakın eleştiri yapmayın!...
Şahsen ben de, nihayetinde bu toplumda, içinizden biriyim, beni de eleştirdikleri zaman kimyam bozuluyor, ağzımın tadı kaçıyor. Yüzüm- gözüm buruşuyor. Çok fena oluyorum, çok… Bazen beni yüzüme karşı eleştirme cüretinde bulunan hadsizler oluyor!.. Ben de onları ciddi-ciddi dinlermiş gibi yapıyor, hatta zaman-zaman hak verir gibi başımı sallıyor, içimden ise sen ne biliyor da ne anlatıyorsun hödük diyorum. Siz yapmayın, beni eleştirmeyin lütfen… Zira; yapsanız da, bende de, sizde olduğu gibi bir şey değişmeyecek!..
Uzun yıllar önce köyümüzde hoş sohbet yaşlı bir amca vardı. Onunla sohbet esnasında, ona sordum;
-Siz hayatınızda hiç kavga yaptınız mı?
*Yaptım yeğenim yaptım. Hele bir tanesi var ki hiç unutamam.
-Anlatsana,
*Arkadaşlar ile gurbete gitmiş çalışıyorduk. Bir Cuma günü, Aydın ilinin köylerinden birinde, Cuma namazını kılmak üzere camiye gittim. Tam namaz kılmaya başladık ki dışarıda bir eşşek anırmaya başladı. Nasıl bir ses yer-gök inliyor. Namazı zor bitirip caminin avlusuna çıktım. Sesin geldiği yöne doğru birkaç adım attım. Eşşek anırmaya devam ediyor. Yanında da bir katır var. Bu sırada, yanımda bir kişi beliriverdi.
-Gevrek-gevrek gülerek; o anıran kısrak benim, katırı görünce dayanamıyor.
*İyi de o kısrak değil ki!..
-Nerden anladın beyim? Kısrak işte!..
*Yahu erkeklik organları açıkta görmüyor musun?
-Yine gevrek -gevrek gülerek, Ha sen ondan anladın. Sallandığını mı gördün? Katır senin mi? Kızma-kızma katırlar hamile kalmaz derler…
*Sen benimle dalgamı geçiyorsun? Aptal yerine mi koydun? Diye bağırarak adamın çenesine bir yumruk attım. Adam kalıplı pehlivan gibi sağlam. Oda bana saldırdı. Caminin avlusu bize dar geldi. Üç-beş basamaklı merdivenden yuvarlanıp caminin bahçesine düştük. Camiden çıkan cemaat araya girip bizi ayırdılar. Benim burnum şiddetli kanıyordu hemen en yakın sağlık merkezine götürdüler. Burnuma tampon yapıp kanamayı durdurdular. Ben bir hafta- on gün yatağımdan kalkamadım. Çalışamadım.
+Diğer adama ne oldu? Hiç karşılaştınız mı?
*Karşılaştım tabi, meğer adam o bölgenin en tanınmış delisi imiş…
Demem o ki; Psikologlar, bütün toplumlar da yaşamını sürdüren, gayet başarılı hatta zaman-zaman akıllılardan daha başarılı olup, etkili-yetkili mevkilileri dolduran % 15-20 aralığında ruh hastası olduğunu söylüyorlar. Bana göre bu sayı, son dönemlerde hızla değişen yaşam koşullarına ayak uyduramadığımız için, dahada artmıştır. Bu duruma bir de hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük eklenince, gerçekten gergin, her an patlamaya hazır, çekilmez bir toplum olmadık mı?
Anasayfa
Yazarlar
Hayrettin UZUN
Yazı Detayı
Bu yazı 1014+ kez okundu.
ELEŞTİRİ VE HOŞGÖRÜ !..
Bana göre; bu iki kelime, öylesine sihirli kelimeler ki, hem birbirleriyle olabildiğince zıt, hem de birbirlerini alabildiğince tamamlayan kelimeler. Yapılan eleştirileri hoş görebilmek, hele öz eleştiri yapabilmek, insan olmanın özü… Ayrıca, hoşgörü dinimizin de gereği değil mi?
Ne yazık ki, uzun bir süredir çevremizde, toplumumuzda, yaşamımızda hem eleştiri, hem de hoşgörü konularından eser yok. Bu durum; cahilimiz-aydınımız, okumuşumuz-yazmışımız, dindarımız- ateistimiz hiç fark etmiyor. Alışverişte aynı, trafikte aynı, kurum ve kuruluşlarımız da aynı, siyasette aynı… kısaca birbirini dinlemek ve anlamak istemiyoruz. Eleştiriye hiç tahammülümüz yok. Bize göre, karşı tarafın dinlemeğe değer hiçbir argümanı yok. En doğrusunu zaten biz biliyoruz…
Gerçi; toplumu dizayn edenler, yön verenler, örnek olması gerekenler de bizlerin birbirini dinlemesini, anlamasını, hoşgörülü olmasını istemiyorlar. Aksine taraf -taraf bölünmemizi, kamplaşmamızı istiyorlar. Gerginliğin pozisyonlarını güçlendireceğini, en azından mevcudiyetlerini koruyacağı görüşündeler. Bizler de bu yemi yutuyor veya işimize öyle geldiği için, vurdum duymaz oluyoruz. Bu nedenle dün konuştuklarının bugün tam tersini söyleyen aydın ve siyasetçilerimizi görünce şaşırmıyor, bizlerde onlarla beraber dönüp duruyoruz. Ancak huzurumuz yok, gelecekle ilgili kaygımız çok.
Sizler; herhangi bir aksaklık veya felakette, yetkili kişilerinden bir tanesinin bile öz eleştiri yaparak, istifa ettiğini veya özür dilediğini gördünüz mü? Suçlu kendileri dışındaki herkestir. Bu suçsuzluk algısı, en tepeden, en alttaki yetkiliye kadar sinsinle yolu ile ulaşır. Genelde de suçlu, dış mihraklar oluverir. Hele bir eleştiri yaparsanız, o konu ile uzaktan yakından ilginiz olmasa bile, suçlu siz oluverirsiniz. Onun için sakın eleştiri yapmayın!...
Şahsen ben de, nihayetinde bu toplumda, içinizden biriyim, beni de eleştirdikleri zaman kimyam bozuluyor, ağzımın tadı kaçıyor. Yüzüm- gözüm buruşuyor. Çok fena oluyorum, çok… Bazen beni yüzüme karşı eleştirme cüretinde bulunan hadsizler oluyor!.. Ben de onları ciddi-ciddi dinlermiş gibi yapıyor, hatta zaman-zaman hak verir gibi başımı sallıyor, içimden ise sen ne biliyor da ne anlatıyorsun hödük diyorum. Siz yapmayın, beni eleştirmeyin lütfen… Zira; yapsanız da, bende de, sizde olduğu gibi bir şey değişmeyecek!..
Uzun yıllar önce köyümüzde hoş sohbet yaşlı bir amca vardı. Onunla sohbet esnasında, ona sordum;
-Siz hayatınızda hiç kavga yaptınız mı?
*Yaptım yeğenim yaptım. Hele bir tanesi var ki hiç unutamam.
-Anlatsana,
*Arkadaşlar ile gurbete gitmiş çalışıyorduk. Bir Cuma günü, Aydın ilinin köylerinden birinde, Cuma namazını kılmak üzere camiye gittim. Tam namaz kılmaya başladık ki dışarıda bir eşşek anırmaya başladı. Nasıl bir ses yer-gök inliyor. Namazı zor bitirip caminin avlusuna çıktım. Sesin geldiği yöne doğru birkaç adım attım. Eşşek anırmaya devam ediyor. Yanında da bir katır var. Bu sırada, yanımda bir kişi beliriverdi.
-Gevrek-gevrek gülerek; o anıran kısrak benim, katırı görünce dayanamıyor.
*İyi de o kısrak değil ki!..
-Nerden anladın beyim? Kısrak işte!..
*Yahu erkeklik organları açıkta görmüyor musun?
-Yine gevrek -gevrek gülerek, Ha sen ondan anladın. Sallandığını mı gördün? Katır senin mi? Kızma-kızma katırlar hamile kalmaz derler…
*Sen benimle dalgamı geçiyorsun? Aptal yerine mi koydun? Diye bağırarak adamın çenesine bir yumruk attım. Adam kalıplı pehlivan gibi sağlam. Oda bana saldırdı. Caminin avlusu bize dar geldi. Üç-beş basamaklı merdivenden yuvarlanıp caminin bahçesine düştük. Camiden çıkan cemaat araya girip bizi ayırdılar. Benim burnum şiddetli kanıyordu hemen en yakın sağlık merkezine götürdüler. Burnuma tampon yapıp kanamayı durdurdular. Ben bir hafta- on gün yatağımdan kalkamadım. Çalışamadım.
+Diğer adama ne oldu? Hiç karşılaştınız mı?
*Karşılaştım tabi, meğer adam o bölgenin en tanınmış delisi imiş…
Demem o ki; Psikologlar, bütün toplumlar da yaşamını sürdüren, gayet başarılı hatta zaman-zaman akıllılardan daha başarılı olup, etkili-yetkili mevkilileri dolduran % 15-20 aralığında ruh hastası olduğunu söylüyorlar. Bana göre bu sayı, son dönemlerde hızla değişen yaşam koşullarına ayak uyduramadığımız için, dahada artmıştır. Bu duruma bir de hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük eklenince, gerçekten gergin, her an patlamaya hazır, çekilmez bir toplum olmadık mı?
Ekleme
Tarihi: 15 Kasım 2025 -Cumartesi
ELEŞTİRİ VE HOŞGÖRÜ !..
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
