Geçmişte arada sırada bazı dergilerde yazardım. Memur olunca bıraktım. Emekli olunca yeniden, kendi düşüncelerimi kimseyi üzmeden, eğlenceli bir şekilde, paylaşmak üzere yazmaya başladım. Beğenir katılırsınız veya beğenmez saçmalıyor dersiniz, bu sizin tercihiniz. Her iki durumda da saygı duyarım.
Yazmamızın sebebi de farklı düşünceleri dile getirerek dikkat çekmek ve bir farkındalık yaratmak olduğu için doğal olarak eleştiri de olacaktır. Bu eleştiriler yazanı memnun eder. Eksiğini görür. Anlatmak istediğini tam olarak ifade edemediğini anlar. Ancak bana göre eleştiri yapanlar da ister sağ, ister sol ideolojide, isterse de futbolcu olsun, üç kısma ayrılır;
Samimi olarak eleştiri yapanlar ki; bunlar olumlu veya olumsuz eleştiri yapsalar bile içtenliklerine inanırsınız. Uyarı olarak algılarsınız. Hassasiyetlere daha fazla dikkat edersiniz.
Uzmanlık alanları içerisinde eleştiri yapanlar ki; bunların derdi sizin yazdıklarınız değildir. Yazınızdan, uzman oldukları konuda bir kelime bulur, yazınızı, hiç alakası olmayan, ancak kendilerinin hakim olduğu alanlara çekerek, orada eleştiri yapar, sizde şaşırıp kalırsınız, ne alaka? diye. Zira sizin yazdıklarınız ile eleştiri yapılan konuda bir bağ sadece tesadüfen cümlenizde geçen bir kelimeden ibarettir. Yazınızın ana fikri ile alakası yoktur. Zaten eleştiri yapan uzmanın da öyle bir derdi yoktur. Tek derdi kendinin varlığını göstermek olup, cevap verecek olursanız da hakim olduğu alanda sizi gömmektir.
Birde sürekli şüpheli durumda olup da eleştiri yapanlar var ki; bunların derdi de nazlı yardır. Yazılanları okuyup anlarlar. Ancak içlerinde her zaman, acaba bu yazı ile benim düşünceme, yaşantıma, tuttuğum siyasi partiye bir gönderme mi var? şüphesi yatar. Bu nedenle, yazanın böyle bir derdi olmasa bile, yine yazının içerisinden bir kelime seçer ve önlem eleştirisi yapar. Bak; biz buradayız. Sakın ha.. ayağını denk al!.. diye, sözde eleştirir.
Bizim; Temel ile Dursun deniz kenarında yürürken, karşı taraftan, arkadaşı denize düşü,p boğulma tehlikesi geçirmekte olan bir turistin bağırarak, el-kol hareketi yaparak kendilerine doğru koştuğunu görürler. Konuşması ve hareketlerinden bir şey alamayan Temel de ona doğru el-kol hareketi yaparak bende senin ananı….. diye küfretmeye başlayınca Dursun;
- Ula Temel sen o adamın ne dediğini anladın mı?
+ Yok, anlamadım. Sen anladın mı?
- Yok, ben de anlamada sen adama niye küfrediyorsun?
+Ula , ya bizi sövüyorsa? her ihtimale karşı önceden önlem alıyorum da.
Bu konuya nereden, niçin gelindi bilemedim. Din konularına hiç girmek ve genellemek istemem. Zira hassas ve derin bir konu. Ancak şu Ezan meselesinde, bende orijinalinden yanayım. Dinimizin dünyada elli küsur mezhebe, yüzlerce tarikata, binlerce cemaate bölündüğü bir ortamda, Ezanın Müslümanların ortak bir sesi olduğunu, hangi ülkeye giderseniz gidin bir Ezan duyduğunuzda orada bir Müslüman topluluğu yaşadığını herkesin anlayacağını, bunun için orijinalinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Ezanın varlığını düşününce de kısaca; “ Ey Allahın Kulları işinizi-gücünüzü bırakın, uyuyorsanız uyanın ve sizin sizi yaratana karşı kulluk vazifenizi yapma vakti gelmiştir. Namazınızı kılın, ibadetinizi yapın” uyarısı ve çağrısını yapmak olduğuna göre, Türkçe okunsa ne olur? Arapça okunsa ne olur? Geçmişte denenmiş, bir süre sonrada vazgeçilmiş, bundan dolayı neredeyse üç kuşak önce yaşanmış bu olay için, geçmişe takılı kalıp, güncelleştirerek, o insanlara küfretmek niye? Kime ne faydası var? Bu öfke, bu kin niye? Bir sorun var ise ortaya konur, tüm taraftarlar birbirlerini dinler, anlar, konunun uzmanları da bilgi verir en doğrusu bulunur ve uygulanır, Tabi herkes kendi bildiğinin en doğru olduğuna ısrar ederse bu seferde ortak düşünce yerine ayrışma ve kaos doğar. Bu ancak bölünmeden beslenen siyasetçinin işine yarar. Siyasetçi memnun. Vatandaş perişan olur.
Gençliğimde Şevki Yılmaz Hocanın bir konferansına davet edilmiştim. Konuşmasında; Gençler birbirinizi dini inançlarınızdan dolayı kırmayın, kavga etmeyin, koruyuculuğuna da kalkışmayın, sadece davet edin, tebliğ edin. Zira; Yüce Allah Ayetinde diyor ki ” ben sizleri tebliğ etmekle yükümlü kıldım. Kuran’ın koruyucusu da, polisi de, sahibi de benim”. Öyleyse; bizler kim oluyoruz da, bir başkasının dinini sorguluyoruz? Takvalığımız Allah ile bizim aramızda. Ne kadar Allahtan korkar emirlerine uyarsak Allah katında mükafatımız da o derece ala olur. Böylece yaşantımızla da diğer insanlara doğru örnek olur, tebliğimizi kolaylaştırırız. Öyle değil mi? Hocam!..
Anasayfa
Yazarlar
Hayrettin UZUN
Yazı Detayı
Bu yazı 908+ kez okundu.
HER İHTİMALE KARŞI!..
Geçmişte arada sırada bazı dergilerde yazardım. Memur olunca bıraktım. Emekli olunca yeniden, kendi düşüncelerimi kimseyi üzmeden, eğlenceli bir şekilde, paylaşmak üzere yazmaya başladım. Beğenir katılırsınız veya beğenmez saçmalıyor dersiniz, bu sizin tercihiniz. Her iki durumda da saygı duyarım.
Yazmamızın sebebi de farklı düşünceleri dile getirerek dikkat çekmek ve bir farkındalık yaratmak olduğu için doğal olarak eleştiri de olacaktır. Bu eleştiriler yazanı memnun eder. Eksiğini görür. Anlatmak istediğini tam olarak ifade edemediğini anlar. Ancak bana göre eleştiri yapanlar da ister sağ, ister sol ideolojide, isterse de futbolcu olsun, üç kısma ayrılır;
Samimi olarak eleştiri yapanlar ki; bunlar olumlu veya olumsuz eleştiri yapsalar bile içtenliklerine inanırsınız. Uyarı olarak algılarsınız. Hassasiyetlere daha fazla dikkat edersiniz.
Uzmanlık alanları içerisinde eleştiri yapanlar ki; bunların derdi sizin yazdıklarınız değildir. Yazınızdan, uzman oldukları konuda bir kelime bulur, yazınızı, hiç alakası olmayan, ancak kendilerinin hakim olduğu alanlara çekerek, orada eleştiri yapar, sizde şaşırıp kalırsınız, ne alaka? diye. Zira sizin yazdıklarınız ile eleştiri yapılan konuda bir bağ sadece tesadüfen cümlenizde geçen bir kelimeden ibarettir. Yazınızın ana fikri ile alakası yoktur. Zaten eleştiri yapan uzmanın da öyle bir derdi yoktur. Tek derdi kendinin varlığını göstermek olup, cevap verecek olursanız da hakim olduğu alanda sizi gömmektir.
Birde sürekli şüpheli durumda olup da eleştiri yapanlar var ki; bunların derdi de nazlı yardır. Yazılanları okuyup anlarlar. Ancak içlerinde her zaman, acaba bu yazı ile benim düşünceme, yaşantıma, tuttuğum siyasi partiye bir gönderme mi var? şüphesi yatar. Bu nedenle, yazanın böyle bir derdi olmasa bile, yine yazının içerisinden bir kelime seçer ve önlem eleştirisi yapar. Bak; biz buradayız. Sakın ha.. ayağını denk al!.. diye, sözde eleştirir.
Bizim; Temel ile Dursun deniz kenarında yürürken, karşı taraftan, arkadaşı denize düşü,p boğulma tehlikesi geçirmekte olan bir turistin bağırarak, el-kol hareketi yaparak kendilerine doğru koştuğunu görürler. Konuşması ve hareketlerinden bir şey alamayan Temel de ona doğru el-kol hareketi yaparak bende senin ananı….. diye küfretmeye başlayınca Dursun;
- Ula Temel sen o adamın ne dediğini anladın mı?
+ Yok, anlamadım. Sen anladın mı?
- Yok, ben de anlamada sen adama niye küfrediyorsun?
+Ula , ya bizi sövüyorsa? her ihtimale karşı önceden önlem alıyorum da.
Bu konuya nereden, niçin gelindi bilemedim. Din konularına hiç girmek ve genellemek istemem. Zira hassas ve derin bir konu. Ancak şu Ezan meselesinde, bende orijinalinden yanayım. Dinimizin dünyada elli küsur mezhebe, yüzlerce tarikata, binlerce cemaate bölündüğü bir ortamda, Ezanın Müslümanların ortak bir sesi olduğunu, hangi ülkeye giderseniz gidin bir Ezan duyduğunuzda orada bir Müslüman topluluğu yaşadığını herkesin anlayacağını, bunun için orijinalinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Ezanın varlığını düşününce de kısaca; “ Ey Allahın Kulları işinizi-gücünüzü bırakın, uyuyorsanız uyanın ve sizin sizi yaratana karşı kulluk vazifenizi yapma vakti gelmiştir. Namazınızı kılın, ibadetinizi yapın” uyarısı ve çağrısını yapmak olduğuna göre, Türkçe okunsa ne olur? Arapça okunsa ne olur? Geçmişte denenmiş, bir süre sonrada vazgeçilmiş, bundan dolayı neredeyse üç kuşak önce yaşanmış bu olay için, geçmişe takılı kalıp, güncelleştirerek, o insanlara küfretmek niye? Kime ne faydası var? Bu öfke, bu kin niye? Bir sorun var ise ortaya konur, tüm taraftarlar birbirlerini dinler, anlar, konunun uzmanları da bilgi verir en doğrusu bulunur ve uygulanır, Tabi herkes kendi bildiğinin en doğru olduğuna ısrar ederse bu seferde ortak düşünce yerine ayrışma ve kaos doğar. Bu ancak bölünmeden beslenen siyasetçinin işine yarar. Siyasetçi memnun. Vatandaş perişan olur.
Gençliğimde Şevki Yılmaz Hocanın bir konferansına davet edilmiştim. Konuşmasında; Gençler birbirinizi dini inançlarınızdan dolayı kırmayın, kavga etmeyin, koruyuculuğuna da kalkışmayın, sadece davet edin, tebliğ edin. Zira; Yüce Allah Ayetinde diyor ki ” ben sizleri tebliğ etmekle yükümlü kıldım. Kuran’ın koruyucusu da, polisi de, sahibi de benim”. Öyleyse; bizler kim oluyoruz da, bir başkasının dinini sorguluyoruz? Takvalığımız Allah ile bizim aramızda. Ne kadar Allahtan korkar emirlerine uyarsak Allah katında mükafatımız da o derece ala olur. Böylece yaşantımızla da diğer insanlara doğru örnek olur, tebliğimizi kolaylaştırırız. Öyle değil mi? Hocam!..
Ekleme
Tarihi: 22 Kasım 2025 -Cumartesi
HER İHTİMALE KARŞI!..
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(1)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
Mehmet
(23.11.2025 21:37 -
#1742)
Emekliliğiniz sadece iş değiştirmek için olsun. Hayırlı günler dilerim.
