Hayrettin UZUN
Köşe Yazarı
Hayrettin UZUN
 

İŞTE OLAY BUDUR!..

Dünyanın neresine giderseniz gidin, insanlara düşüncesine yakın şeyler söylediğinizde mutlu olurlar. Onlar için doğruluğu veya yanlışlığı önemli değildir. Önemli olan onunla aynı frekansta olmanızdır.  Zaten doğru olsa bile, istemediği bir şeyi konuştuğunuzda. Sizi nezaketen dinler gibi yapar. Yüzü hafiften gerginleşir. Ağzı, burnu buruşur. Anlat-anlat külahım dinliyor pozisyonunda ne biliyor da ne anlatıyor hödük havasındadır. Canının istediği yerden anlatınca, yüzünde hafiften bir gülümseme gelir. Sizin ağzınızdan çıkan her kelimeyi, başını sallayarak gönülden tasdik eder. Sizi dikkatle dinler. Neşesi artar. Bu durumları sizde fark edersiniz. Çay hasadı yapmak üzere, sabahın saat beşinde, tan yeri henüz ağarmamış, hanım ile çay bahçesine vardık. Hazırlığımızı tamamlayıp çay filizi toplamaya başlayacaktık ki alaca karanlıktan bir gölgenin bize doğru geldiğini fark ettik.  +Hanım sen işçi çağırmadın değil mi? Bu gelen de kim? -Hayır. Ben de tanıyamadım. İyice yaklaşınca ablamın kiracısı olan bayan olduğunu anladık. Ablam köydeki evini onlara kiraya vermiş ve bir sıkıntın, şikâyetin olursa kardeşim Hayrettin’e git o halleder diye tembihlemiş. +Hoş geldin. Günaydın diyeceğim de gün henüz ağarmamış. Yardıma mı geldin? -Yok ben şikâyete geldim.  +Hayrola aile içinde mi? Bu saatte, anlat bakalım? -Evin önündeki yolun kenarında bir çakıl yığını var. Mahallenin çocukları o çakıl yığınında oynuyor, çakıl taşlarını sağa-sola fırlatıyorlar. +Senin evine, kapına, camına mı taş atıyorlar?  -Hayır. Dedim ya sağa-sola atıyorlar. +Anladım. Bu mu? -O komşuların tavukları da bahçeye geliyor. +Sen bağ- bahçemi yaptın? -Hayır. Çay bahçesine geliyorlar. Birde o çocuklar olgunlaşmamış meyve ağaçlarına çıkıp ham-ham toplayıp yiyorlar. Şikâyetim bunlar.   +Bak kızım sen ve ben o mahallede yolcuyuz. O çocuklar ise hancı. Sana bir zarar verirlerse buna asla müsaade ettirmeyiz. Çakılda oynuyorlar varsın oynasınlar. Tavukların da çay bahçesine bir zararları olmaz, girerse girsinler. Anladın mı? Meyvelere gelince; hep çocuk olduk, o yaramazlığı bizde yapardık. Hoşgörülü olmak lazım. Bu da çok önemli değil. Bunları kafana takma. Önemli olan sana zarar verecek bir şey olmasın. O çocuklar senin ev sahibinin akrabalarının çocukları ve evleri. Öyle ufak-tefek şeyleri kafamıza takarsak, oradan onlar gitmeyeceğine göre, bizi gönderirler. Daha ciddi bir şikâyetin olursa ben buradayım. Tamam mı? Anlaştık mı? -Tamam anlaştık. Diyerek yanımızdan yirmi adım kadar uzaklaştıktan sonra tekrar geriye dönüp yanımıza gelerek; -Dediklerini anladım. Hepsi doğru. Ancak ben senden bir şey istiyorum. Bunu yapacaksın!.. +Buyur söyle. -O çocuklar o çakılda oynamayacak. Tavuklar bahçeye girmeyecek. O çocuklar meyve ağaçlarına çıkmayacak tamam mı?   +Haydaaa… Çok iyi anladım. Bir daha o çakıl taşlarına tutarlar ise ellerini kıracağım, tavuklar bahçeye girer ise ayaklarını kıracağım, bir daha meyve ağaçlarına çıkarlar ise a… lafımı bitirmeden; -İşte budur!.. Diyerek yanımızdan fırladığı gibi güle-oynaya gitti. Hanımda, bende ardından bakakaldık. Hanım bana dönerek; *Sen o son cümleni tamamlasana, demesiyle tripten çıkarak kendime geldim. +Ailelerine tembih edeceğim, diyecektim. Sen ne anladın? *İyi-iyi sevindim. Doğrusu çok sinirlendin de diyerek, hınzır- hınzır gülümsedi. Bir an ürperdim; bu kadın benim aklımı okumaya mı başladı ne? diye geçirdim içimden… Demem o ki; siz-siz olun da arkadaşlarınızın canının istediği gibi konuşun, doğru olup olmaması önemli değil. Bu durumda kendinizi aptal gibi hissedersiniz, ama olsun buna değer. Nihayetinde üç günlük dünya bu. Üzmeye değmez. İşte kendinizi böylede teselli edersiniz. Kaldı ki hem içeride hem dışarıda başımıza ne geleceği bellimi? Bundan sonra ben de kim neyi, nasıl duymak istiyor ise öyle konuşacağım. Örneğin; bana Amerikalılar için asla kötü söz söyletemezsiniz.  Dostumuz Diktatör Manduro’nun başına gelenler beni çok etkiledi.  Gerçi zaman-zaman gelişmemiş ülkelerin içerisinde iktidarlar, İktidarda ne kadar güçlü olduğunu göstermek ve muhalifleri susturmak için bu tür önemsiz işler yaparlar. Bilirdik, duyardık, görürdük. Ancak İlk defa uluslararası boyutta bizlere uyuşturucu bahane, petrol şahane diyerek, yaşattıkları bu görsel şölen için Amerika’ya minnettarım. Hele-hele eşiyle birlikte alınması. Çok duygulandım. Kovboy Amerikalılar, özellikle (baba calyoni) Başkan Trump işi biliyor. Sevenleri ayırıp, geride gözü yaşlı bir eş bırakmıyor. Bu kadar da insancıllar. Bence olay budur. Gerisi teferruat. Ya sizce?..  
Ekleme Tarihi: 11 Ocak 2026 -Pazar

İŞTE OLAY BUDUR!..

Dünyanın neresine giderseniz gidin, insanlara düşüncesine yakın şeyler söylediğinizde mutlu olurlar. Onlar için doğruluğu veya yanlışlığı önemli değildir. Önemli olan onunla aynı frekansta olmanızdır. 

Zaten doğru olsa bile, istemediği bir şeyi konuştuğunuzda. Sizi nezaketen dinler gibi yapar. Yüzü hafiften gerginleşir. Ağzı, burnu buruşur. Anlat-anlat külahım dinliyor pozisyonunda ne biliyor da ne anlatıyor hödük havasındadır. Canının istediği yerden anlatınca, yüzünde hafiften bir gülümseme gelir. Sizin ağzınızdan çıkan her kelimeyi, başını sallayarak gönülden tasdik eder. Sizi dikkatle dinler. Neşesi artar. Bu durumları sizde fark edersiniz.

Çay hasadı yapmak üzere, sabahın saat beşinde, tan yeri henüz ağarmamış, hanım ile çay bahçesine vardık. Hazırlığımızı tamamlayıp çay filizi toplamaya başlayacaktık ki alaca karanlıktan bir gölgenin bize doğru geldiğini fark ettik. 

+Hanım sen işçi çağırmadın değil mi? Bu gelen de kim?
-Hayır. Ben de tanıyamadım.

İyice yaklaşınca ablamın kiracısı olan bayan olduğunu anladık. Ablam köydeki evini onlara kiraya vermiş ve bir sıkıntın, şikâyetin olursa kardeşim Hayrettin’e git o halleder diye tembihlemiş.

+Hoş geldin. Günaydın diyeceğim de gün henüz ağarmamış. Yardıma mı geldin?
-Yok ben şikâyete geldim. 
+Hayrola aile içinde mi? Bu saatte, anlat bakalım?
-Evin önündeki yolun kenarında bir çakıl yığını var. Mahallenin çocukları o çakıl yığınında oynuyor, çakıl taşlarını sağa-sola fırlatıyorlar.
+Senin evine, kapına, camına mı taş atıyorlar? 
-Hayır. Dedim ya sağa-sola atıyorlar.
+Anladım. Bu mu?
-O komşuların tavukları da bahçeye geliyor.
+Sen bağ- bahçemi yaptın?
-Hayır. Çay bahçesine geliyorlar. Birde o çocuklar olgunlaşmamış meyve ağaçlarına çıkıp ham-ham toplayıp yiyorlar. Şikâyetim bunlar.  
+Bak kızım sen ve ben o mahallede yolcuyuz. O çocuklar ise hancı. Sana bir zarar verirlerse buna asla müsaade ettirmeyiz. Çakılda oynuyorlar varsın oynasınlar. Tavukların da çay bahçesine bir zararları olmaz, girerse girsinler.

Anladın mı? Meyvelere gelince; hep çocuk olduk, o yaramazlığı bizde yapardık. Hoşgörülü olmak lazım. Bu da çok önemli değil. Bunları kafana takma. Önemli olan sana zarar verecek bir şey olmasın. O çocuklar senin ev sahibinin akrabalarının çocukları ve evleri. Öyle ufak-tefek şeyleri kafamıza takarsak, oradan onlar gitmeyeceğine göre, bizi gönderirler. Daha ciddi bir şikâyetin olursa ben buradayım. Tamam mı? Anlaştık mı?

-Tamam anlaştık. Diyerek yanımızdan yirmi adım kadar uzaklaştıktan sonra tekrar geriye dönüp yanımıza gelerek;
-Dediklerini anladım. Hepsi doğru. Ancak ben senden bir şey istiyorum. Bunu yapacaksın!..
+Buyur söyle.
-O çocuklar o çakılda oynamayacak. Tavuklar bahçeye girmeyecek. O çocuklar meyve ağaçlarına çıkmayacak tamam mı?  
+Haydaaa… Çok iyi anladım. Bir daha o çakıl taşlarına tutarlar ise ellerini kıracağım, tavuklar bahçeye girer ise ayaklarını kıracağım, bir daha meyve ağaçlarına çıkarlar ise a… lafımı bitirmeden;
-İşte budur!.. Diyerek yanımızdan fırladığı gibi güle-oynaya gitti. Hanımda, bende ardından bakakaldık. Hanım bana dönerek;
*Sen o son cümleni tamamlasana, demesiyle tripten çıkarak kendime geldim.
+Ailelerine tembih edeceğim, diyecektim. Sen ne anladın?
*İyi-iyi sevindim. Doğrusu çok sinirlendin de diyerek, hınzır- hınzır gülümsedi. Bir an ürperdim; bu kadın benim aklımı okumaya mı başladı ne? diye geçirdim içimden…

Demem o ki; siz-siz olun da arkadaşlarınızın canının istediği gibi konuşun, doğru olup olmaması önemli değil. Bu durumda kendinizi aptal gibi hissedersiniz, ama olsun buna değer. Nihayetinde üç günlük dünya bu. Üzmeye değmez. İşte kendinizi böylede teselli edersiniz. Kaldı ki hem içeride hem dışarıda başımıza ne geleceği bellimi?

Bundan sonra ben de kim neyi, nasıl duymak istiyor ise öyle konuşacağım. Örneğin; bana Amerikalılar için asla kötü söz söyletemezsiniz.  Dostumuz Diktatör Manduro’nun başına gelenler beni çok etkiledi.  Gerçi zaman-zaman gelişmemiş ülkelerin içerisinde iktidarlar, İktidarda ne kadar güçlü olduğunu göstermek ve muhalifleri susturmak için bu tür önemsiz işler yaparlar. Bilirdik, duyardık, görürdük. Ancak İlk defa uluslararası boyutta bizlere uyuşturucu bahane, petrol şahane diyerek, yaşattıkları bu görsel şölen için Amerika’ya minnettarım.

Hele-hele eşiyle birlikte alınması. Çok duygulandım. Kovboy Amerikalılar, özellikle (baba calyoni) Başkan Trump işi biliyor. Sevenleri ayırıp, geride gözü yaşlı bir eş bırakmıyor. Bu kadar da insancıllar. Bence olay budur. Gerisi teferruat. Ya sizce?..  
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.