Hayrettin UZUN
Köşe Yazarı
Hayrettin UZUN
 

KURNAZ!...

Hani bir laf vardır ya; ‘ben kurnazları severim ancak, bu kurnaz benden kurnaz olmayacak’. Bende aynen öyle. Övünmek gibi olmasın da… Sanırım doksanlı yılların başı idi. İstanbul Eminönü’ndeki kapalı çarşıda geziniyorum. Her yer cıvıl-cıvıl, insanlar oldukça kalabalık. İşte o kalabalığın içinde bir altmış beş boylarında, yaklaşık kırk- kırkbeş yaşlarında, gözleri fıldır-fıldır dönen bir adam, elinde şeffaf ambalaj içerisinde bir sentetik mont ile yanıma yaklaşarak; +Delikanlı bu mont tam sana göre, son bir tane kaldı. İki yüz liradan satım bitirdim. Bunu sana yüz seksen liraya bırakırım.  Adamı gözümün ucuyla şöyle bir süzdüm. İçimden demek beni kazıklayacaksın öylemi? diye geçirerek, ona çaktırmadan bir hesap yaptım. Dedim ya kurnazım kül yutmam. Bu bana yüz seksen dediğine göre olası fiyatı doksan liradır. Birde bundan en ez yüze otuz kar yapacaktır. Düşer altmış liraya. Bir sıkı pazarlıkla elli liraya alırsam kazıklanmamış, hatta adamı kazıklamış olurum. Kurnaz-kurnaz gülümseyerek: -Bende o kadar para yok dedim. +Kaç liran var delikanlı? -Altmış liram var. +Olmaz o paralar maliyetini bile kurtarmaz. Maliyeti yüz lira…  Diyerek arkasını döndü iki adım attı. Gidecek gibi yaptı, sonra aniden geriye yanıma gelerek; +Bak delikanlı madem altmış liradan başka paran yok, bende de son bir tane kaldı hamallığını çekmeyeyim. Zararına ama olsun senin işin görülsün. Diyerek montu bana fırlattı. + Ver altmış lirayı, -Ben altmış lira veremem. +Ne demek? -On lirası ile Üsküdar’a gideceğim. Dedim ya başka param yok. +Elli liraya vallahi olmaz. Allah’ıma dinime kurtarmaz.  Bari elli beş olsun. Yolcu vapurları ile Üsküdar beş lira. -Olmaz Üsküdar dan da eve dolmuş parası var. +Sen amma çetin ceviz çıktın ha. Tamam- tamam öyle olsun bir taneden de biz zarar edelim. Ver elliyi. Parayı verdim içimden de bu işi en kurnaz şekilde hallettiğimden dolayı kendimle gurur duydum. O adam ise parayı alır almaz kalabalığın içerisinde gözden kayboldu. Bu sırada önünde durduğumuz pasajın kenarında sırtını kepenk duvarına dayamış, uzun boylu bir adamın bizi gözetlediğini fark ettim. O da bana seslenerek; +Delikanlı o çakma montu kaç liraya aldın? -Çakma olduğunu biliyorum. Hem de kıs-kıs gülerek, birazda kasılarak içimden  pazarlık edip ucuza kapatmanın şevkiyle; sanırım yine de pahalıya aldım, diye alaycı bir ses tonuyla cevap verdim. +De hele kaç liraya aldın? -Elli liraya aldım. +Gerçekten çok pahalıya almışsın. O kurnaz da senin gibi safları nasılda bulur? Bize de bir tane rastlamaz.  -Anlamadım? +Evladım pasajda biz onları otuz liraya satıyoruz. Siftah yaptığımız yok. Onun ise, bugün bizden toptan fiyatına alıp sattığı onuncu mont.  Esasında toplum olarak kurnazlığa da yatkınız. Her bir bireyimiz ayrı-ayrı kurnazlığı bir fırsatçılığa dönüştürdüğümüz içinde ayrıca kurnazlığı çaktırmadan severiz. Günlük yaşamımızda, ilimde, bilimde inancımızda işin doğrusundan ziyade çıkarımıza uygunluğunu gözetiriz. İşimiz rast giderse başarı bizim, gitmez ise bulmuşuz bir eşek şeytan, onun sırtına yükleyiveririz. Böylece her işin içinden kurnazca sıyrılırız. Oysa; Çok sonraları öğrendim ki, bir başka deyimimiz daha var. ‘Allah bir incir kuşu için kırk tane incir ağacı yaratmış’ Kısaca demem o ki; Düşünün hele, bir incir kuşuna kırk ağaç yaratan Yüce Allah’ım; kurnaz bir siyasetçi, kurnaz bir esnaf, kurnaz bir alim, kurnaz bir zalim için, acep bizim gibi kaç tane sözde kurnaz yaratmış?!...   
Ekleme Tarihi: 01 Şubat 2026 -Pazar

KURNAZ!...

Hani bir laf vardır ya; ‘ben kurnazları severim ancak, bu kurnaz benden kurnaz olmayacak’. Bende aynen öyle. Övünmek gibi olmasın da…

Sanırım doksanlı yılların başı idi. İstanbul Eminönü’ndeki kapalı çarşıda geziniyorum. Her yer cıvıl-cıvıl, insanlar oldukça kalabalık. İşte o kalabalığın içinde bir altmış beş boylarında, yaklaşık kırk- kırkbeş yaşlarında, gözleri fıldır-fıldır dönen bir adam, elinde şeffaf ambalaj içerisinde bir sentetik mont ile yanıma yaklaşarak;

+Delikanlı bu mont tam sana göre, son bir tane kaldı. İki yüz liradan satım bitirdim. Bunu sana yüz seksen liraya bırakırım. 

Adamı gözümün ucuyla şöyle bir süzdüm. İçimden demek beni kazıklayacaksın öylemi? diye geçirerek, ona çaktırmadan bir hesap yaptım. Dedim ya kurnazım kül yutmam. Bu bana yüz seksen dediğine göre olası fiyatı doksan liradır. Birde bundan en ez yüze otuz kar yapacaktır. Düşer altmış liraya. Bir sıkı pazarlıkla elli liraya alırsam kazıklanmamış, hatta adamı kazıklamış olurum. Kurnaz-kurnaz gülümseyerek:

-Bende o kadar para yok dedim.
+Kaç liran var delikanlı?
-Altmış liram var.
+Olmaz o paralar maliyetini bile kurtarmaz. Maliyeti yüz lira…
 Diyerek arkasını döndü iki adım attı. Gidecek gibi yaptı, sonra aniden geriye yanıma gelerek;
+Bak delikanlı madem altmış liradan başka paran yok, bende de son bir tane kaldı hamallığını çekmeyeyim. Zararına ama olsun senin işin görülsün. Diyerek montu bana fırlattı.
+ Ver altmış lirayı,
-Ben altmış lira veremem.
+Ne demek?
-On lirası ile Üsküdar’a gideceğim. Dedim ya başka param yok.
+Elli liraya vallahi olmaz. Allah’ıma dinime kurtarmaz.  Bari elli beş olsun. Yolcu vapurları ile Üsküdar beş lira.
-Olmaz Üsküdar dan da eve dolmuş parası var.
+Sen amma çetin ceviz çıktın ha. Tamam- tamam öyle olsun bir taneden de biz zarar edelim. Ver elliyi. Parayı verdim içimden de bu işi en kurnaz şekilde hallettiğimden dolayı kendimle gurur duydum.

O adam ise parayı alır almaz kalabalığın içerisinde gözden kayboldu. Bu sırada önünde durduğumuz pasajın kenarında sırtını kepenk duvarına dayamış, uzun boylu bir adamın bizi gözetlediğini fark ettim. O da bana seslenerek;

+Delikanlı o çakma montu kaç liraya aldın?
-Çakma olduğunu biliyorum. Hem de kıs-kıs gülerek, birazda kasılarak içimden  pazarlık edip ucuza kapatmanın şevkiyle; sanırım yine de pahalıya aldım, diye alaycı bir ses tonuyla cevap verdim.
+De hele kaç liraya aldın?
-Elli liraya aldım.
+Gerçekten çok pahalıya almışsın. O kurnaz da senin gibi safları nasılda bulur? Bize de bir tane rastlamaz. 
-Anlamadım?
+Evladım pasajda biz onları otuz liraya satıyoruz. Siftah yaptığımız yok. Onun ise, bugün bizden toptan fiyatına alıp sattığı onuncu mont.

 Esasında toplum olarak kurnazlığa da yatkınız. Her bir bireyimiz ayrı-ayrı kurnazlığı bir fırsatçılığa dönüştürdüğümüz içinde ayrıca kurnazlığı çaktırmadan severiz. Günlük yaşamımızda, ilimde, bilimde inancımızda işin doğrusundan ziyade çıkarımıza uygunluğunu gözetiriz. İşimiz rast giderse başarı bizim, gitmez ise bulmuşuz bir eşek şeytan, onun sırtına yükleyiveririz. Böylece her işin içinden kurnazca sıyrılırız.

Oysa;

Çok sonraları öğrendim ki, bir başka deyimimiz daha var. ‘Allah bir incir kuşu için kırk tane incir ağacı yaratmış’

Kısaca demem o ki; Düşünün hele, bir incir kuşuna kırk ağaç yaratan Yüce Allah’ım; kurnaz bir siyasetçi, kurnaz bir esnaf, kurnaz bir alim, kurnaz bir zalim için, acep bizim gibi kaç tane sözde kurnaz yaratmış?!...   
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mehmet
(01.02.2026 21:49 - #1758)
Aşi Cengiz oyunu mu
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.