Oldum olası birazcık muhalif olmayı severim. Bu benim ruhumda var. Hani bir söz vardır ya “şeytan ayrıntıda gizlidir” diye. İşte muhalifliğim tamda burada. Bana, olaylara farklı bir bakış açısı gerdirdiğine, ayrıntıdaki gizliliği bulmamı sağladığına inanırım.
Birkaç gün önce, bir cenaze nedeniyle, uzun zamandır karşılaşmadığım bir arkadaşımla sohbet etme imkânı buldum. Kendisi şu anda müteahhitlik ediyor. Sohbet esnasında sık-sık telefonu çaldı. Yeni bitirdiği binadaki daire kiralamaları ile ilgili; elli-altmış-yetmiş bin liradan başlayan miktarlar için talimatlar veriyor, bir yandan da sohbet ediyorduk. Kısaca;
+Ben verdiğim her kuruş verginin askerimizin ayağına bot, savaş uçağımıza yakıt olduğunu düşünerek mutlu oluyorum. Son zamanlardaki aşırı şikâyet eden bu vatandaşı anlayamıyorum. Ne eksiği var. Hele iş beğenmeyip hazır yiyici şu gençliği hiç anlamıyorum? Cancağızım, dedi.
-Sevgili arkadaşım; benim anlayabildiğim kadarıyla, sorunun kaynağında adalet terazisindeki dengenin biraz fazla bozulmasından kaynaklanıyor. Çağımız iletişim çağı, bilgiye, habere çok çabuk ulaşılıyor. Ülkede olup biten anında öğreniliyor. Vatandaşlar ve gençler, uzun zamandır belirli bir gurubun, ülkenin gelirinden aldığı pay anormal bir şekilde artarken, geride kalan vatandaşların payının sürekli azaldığının farkında. Ayrıca alım gücüde her geçen gün azalmakta olduğunu görüyor ve haklı olarak endişeye kapılıyor. Bu da huzursuzluk yaratıyor. Gençler ise emek verip bitirdikleri branşlarında iş bulamıyor. Buralardaki atamalarda haksızlık yapıldığını görüyor. Hak edenin değil de torpillinin işinin görüldüğünü düşünüyor. Okumanın üniversiteyi bitirmenin bir avantajı kalmadı. Belirli bir makamın altında olan herkes emeklisiyle, çalışanıyla bir değnekle sürülmeye çalışılıyor. Yetkililer ve karar vericiler de bu durum normalmiş gibi davranıyor. Şikâyet ve isyan da bundan. Diyerek uzun-uzun anlatmaya çalıştım.
+Marketleri görmüyor musun? Dolup taşıyor. Yemede içmede bir sorun yok. Ülkemizde hiçbir malın eksikliği yok. Herkes her istediğini alıyor. Ülkenin geldiği durum ile diğer ülkeleri hiç mukayese etmeden, çevremizde olup bitenleri görmeden konuşuyorlar. Ben çocuklarıma bile iş beğendiremez oldum. Bence sorun, “yokluk” görmemişler, bu rahatlığın içerisinde şükür eksikliği var.
-Haklısın, Üniversiteyi bitirerek eğitimini almış, meslek sahibi olmuş eğitimli bir kızımıza gel inşaatın satış bürosunda çalış veya markette satış elamanı ol diyorsun beğenmiyor, makine mühendisi oğluna, gel inşaatta işçilerin başında dur diyorsun, beğenmiyor mırın-gırın ediyor değil mi? Sende haklısın. Ne diyeyim…
+Evet, çocuklara inşaata gidin diyorum. Bana, üniversiteyi onun için mi okuduk? diyorlar. İş beğendiremiyoruz. Sen bilirsin; ben çocukken erkenden dükkâna gider akşama kadar kapı-baca temizlerdim. Çok şükür bu günlere geldik.
Baktım ki bu arkadaşla aynı frekansta değiliz. Ya gerçekten anlamıyor ya da işine gelmediği için anlamıyor. Geçmişte sıkıntı çekenler, zengin yaşamına özenenler, bugün iktidardalar ve bunu büyük bir güç olarak görüyorlar.
İşte bu tuzu kurulara ve inadına inananlara ne yapsan ne desen anlatamazsın. Gazalinin dediği gibi “bilginle denizleri, deryaları aşarsın ama seni öyle bir yere çekerler ki cehaletleriyle derede boğarlar”. Onların en müsait alanı da din ve inanç alanı. Duymak istemedikleri bir hassasiyet olduğunda, topu taca atarak şükürsüzlükle itham ederler. Vatandaşın endişesini de gençlerin dertlerini de muhalif gözle görmedikleri için anlamaz veya anlamak istemezler.
Son zamanlarda siyasette ve her alanda görülen öfke patlaması da anlamadığımız dilde üstten-üstten konuşmalar da ondan.
Körü-körüne bir fikre bağlı kalıp meczuplaşacağına, desteklediğin veya bağlı olduğun fikrin olumsuz yanlarını da görebilmektir muhaliflik. Buda insanın kişiliğini daha tutarlı ve ilkeli yapar. Böylece senin taraftar olduğun fikrin neresinin, karşısında olanlara battığını görürsün. Ve onlarla da empati kurma şansını yakalarsın. Kısaca demem o ki; hepimiz inandığımız fikirler ve taraf olduğumuz siyasi değerlerden ayrılmadan, biraz muhalif olmayı, “acaba” diyebilmeyi becerebilirsek;
Bu; yeri gelir vatandaş, yeri gelir eşin veya çocuğun olur. Daha hoşgörülü ve merhametli olursun. Yani, resmen insan olursun.
