Akıllar nazar almaz boşuna dememişler. Dünyadaki yaratılmış bütün insanlar kendi akıllarının en iyi akıl olduğunu zanneder. Buda gayet normaldir. Toplumda yaşadığım insanlar benden daha akıllı benim aklım onlardan az diye bir düşünce olur mu?. Böyle düşünceyle yaşanabilir mi? Oysa’ Yaratan‘ herkesin aklını bir etmemiş ki.
Bazıları standart seviyelerde iken, bazıları yüksek akıllı, bazıları da maalesef normalin altında. Bunların hepside insan ve bir toplumu oluşturuyor. Düşünsenize hep standart akıllılardan oluşan veya hep üstün akıllılardan oluşan bir toplum ne kadar sıkıcı olurdu değil mi? Diğerini düşünmek bile istemem. Toplumları oluşturan akıllar, ekseri çoğunlukla standart akıllılardır. Yüksek akıllı ise çok azdır ve bunlara çok akıllı deriz. Toplumun standartlarını hep zorlayan bu vesile ile de değişimini ve gelişmesini sağlayan bu guruptur.
Akıl ve zeka birbirini tamamlayan iki kelime. Akıl daha çok düşünme- düşünebilme ve anlama- anlayabilme yetisi iken, zeka da bu düşünceyi geliştirebilme, öğrenme ve uygulama yetisi olarak karşımıza çıkıyor. Akıl doğuştan insan beyninin kapasitesi ile, zeka ise bu kapasiteyi ne kadar doldurabildiğin ile ilgili. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki; soy-sop, yaşam koşulları, annenin beslenme şartları, alınan eğitim, toplumun kültür düzeyi ve de özellikle gelişmişlik, akıl ile zekayı etkileyen önemli faktörler.
Yaşadığınız toplumun yaşam şekli, kültür düzeyi o toplumda yaşayan herkesi etkilemekte ve alışkanlıkları oluşturmaktadır. Siz ne kadar akıllı, ne kadar zeki olursanız olun, ya törpülenir adapte olursunuz ya da toplumun standardının üzerinde olduğunuz için asileşirsiniz. Ya topluma uyarak, yanlış da olsa itiraz ve eleştiri yapmadan, itaat et rahat et felsefesinde yaşayacaksınız. Ya da bu düzenden yararlananların hışmına uğramayı göze alacaksınız!...
Tercih sizin siz bilirsiniz!...
Şayet yaşadığınız toplum; söylemde demokrat, eylemde demokratik değil ise, Bu toplumlarda gelişme, ilerleme olmaz. Refah düzeyi sadece çıkarcılarının ve bu sistemlerden yararlanan yandaşların artar. Biat sistemi, aidiyet sistemi çok gelişir. Hukuk sistemi işlemez. Kişiler ön plandadır. Siyaset paramparçadır. Buna da akıl tutulması denir.
Demokrasisi gelişmiş ülkelerde, aynı düşünce üzerinde bir-iki siyasi parti olurken diğer ülkelerde aynı siyasi düşünceye sahip onlarca parti görürsünüz. Bunu da sana demokrasinin bir gereği olarak yuttururlar. Oysaki tam doğru değildir. Aynı siyasi görüşü ben daha iyi uygulayacağım, iddiasında bulunurlar ki buda doğru değildir. Hep aynı yöntemin uygulanmasıyla farklı sonuç alınamayacağı gibi!.. Demokratik bir düşünceye sahip iseniz, Şayet siz liberal, kapitalist, sosyalist ve ya dini argümanlara dayalı bir biat sistemiyle bu ülkenin daha iyi yönetileceğine inanıyorsanız, derdiniz bu ise, o yönde hareket edersiniz. Uygulayıcının, o veya bu olması umurunuzda olmaz. Benim düşündüğüm sistem olsun, ancak onu sadece ben uygularım dolaysıyla ben, yine ben, hep ben!.. Çıkarcılığın daniskası. Geçenlerde Sosyal Demokrasiye inanmış bir arkadaşla sohbet ediyorduk.
- Ülkenin artık bir değişime ihtiyacı var. Zamanı geldi. Dedi
+Öyle görünüyor. Zaten uzun süre iktidarda kalan siyasi partilerde metal yorgunluğun olması normal. Bir ara verip, neleri yaptıklarını, neleri yapamadıklarını sorgulama fırsatı olmalı. Dedim.
-Haklısın bu sefer biz kesin geliyoruz. Ben de yine adayım ve kazanacağım
+Dur Allah Aşkına, ben kendimi bildim bileli, sen bir yerlere adaysın ve bu vatandaş sana oy verip seni kazandırmadı. Şimdi sana niye oy versin? Ne yani mecburiyetleri mi değerlendireceksin? Çok beklersin. Geçmişte de mecbur kalıp iktidarı bana verecekler diye bekleye-bekleye bu dünyadan göçen çok siyasi lider olmuştur. Bırak gençler gelsin, vatandaşın karşısına yeni insanlar çıksın.
- Olmaz, olmaz onlar Sosyal Demokrasiyi ne bilir? Benim ömrüm onunla geçti. Şimdi fırsatını yakalamışken bırakıryım.
+Yani duyanda sen olmaz isen bu ülkeye Sosyal Demokrasi gelmeyecek zanneder. Bunun mucibi sensin.
Maalesef ülkemizdeki bütün siyasi partilerde durum bu. Ben varsam siyasi görüşüm iktidar olsun. Zira aynı tavanın balıklarıyız. Dedeme sormuşlar;
-Bu çok, çok partili sistemden ne anlıyorsun? Tahsildar. Cevabı;
+Gerçek demokrasinin uygulandığı ülkelerde sistemin olmazsa olmazı, ancak bizim gibi ülkelerde Kalk o sandalyeden ben oturayım, bu halkı biraz da ben soyayım, kurnazlığı.
Bugüne değin bulunan ve uygulanan yönetim sistemlerinin içerisinde en doğru, en güzel sistemin demokratik hukuk sistemiyle donatılmış, Cumhuriyet sistemi olduğuna kuşku yok. Ancak deniyor ki; bu, kültür alt yapısını belirli bir seviyeye çıkarabilmiş toplumlar için geçerli. Şayet toplumunuzda o seviyede bilgi, birikim ve yaşam kültürü yok ise söz konusu sistem, siyasi partiler tarafından tam bir acımasız silah olarak kullanılır ki, diğer rejimleri mumla arar hale gelirsiniz. Bunun en bariz örneği de yürütme – yasama – yargı organlarını birleştirir veya bağımsızlığını işlemez hale getirilmesidir. Bizim gibi toplumlarda, Akla çok doğru imiş gibi gelen; ben sandıkla geldim, ancak sandıkta hesap veririm, cümlesinin demokraside yeri yoktur. Bu tamamen uydurmadır. Sandıkla gelen sadece yürütmedir ki; yürütmeyi, Anayasal Hukuk Sisteminin içerisinde kalmak şartıyla, hangi görüşün yürüteceğidir. Hesap vermenin sandıkla ilgisi yoktur. Bu görüş doğru olsa idi, tutuklanma yerine, yine sandıkla gelen belediye başkanları hesaplarını bir sonraki seçimde vermez miydi?
