Yılbaşı denince, çevremizde ki pek çok kişi tedirgin oluyor. Onlara göre Yeniyıl algısı; İsa Peygamberin doğumunun yıldönümünü ifade ediyor, Hıristiyan alemi için anlamlı. Diğer insanlar için bir anlamı yok. Kutlayanlara da tepki gösteriyorlar. Öte yandan günlük yaşamımızdan, resmi kayıtlarımıza kadar her zaman dilimini ve işlemini bu takvime göre dizayn etmişiz. Yaşımız, saatimiz, çalışma düzenimiz v.s… Kısaca, bu durumu iliğimize kadar yaşantımıza dahil etmişiz, ancak sıra kutlamasına gelince, yok İsa’dır-yok Musa’dır… Öyleyse bizde inadına yeniyılı yok sayar, bir sonraki yıla girmez, ocak ayına ayak basmaz, protesto hakkımızı kullanırız…Var mısınız?
Bana göre yeniyılın anlamı; iyisiyle- kötüsüyle hayatımızdan bir yıl daha geçmiş olması, önümüzde yaşayacağımız, beklentilerinizin gerçekleşmesini ümit ettiğimiz, yeni bir yılın gelmesidir. Aralık ayının son gecesi, geçen yılı, yani yaşanmışlıkları, ocak ayının ilk günü de umutlarla dolu yeni bir yılı, yani yaşanacakları ifade ediyor ki, bu da kutlamayı hak ediyor. Zaten her türlü günlük sıkıntılar, zorluklar içerisinde yaşayan insanlarımız, bir gecede, gelecek yılları için, birbirlerine iyi dileklerde bulunsunlar. Umut ve sağlıklı günler görebilme temennilerinde bulunsunlar. En azından gelecek yılın, daha iyi bir yıl olma ümidini taşısınlar. Bırakalım bu kadar da olsun gari…
Son zamanlarda dünyamız öyle hızlı hareket ediyor ki, hızına yetiş yetişebilirsen. Her şey baş döndürücü hızla gidiyor. Dünyanın dönüş hızı da arttı mı ne, hiçbir şeye yetişemez ve yettiremez olduk. Eski yirmi dört saat yirmi saatin altına düşmüş gibi. Çocukluğumda babamlar ‘Allah Rahmet Eylesin’ ‘gurbete’ İstanbul’a gemi ile üç günde giderlerdi. Daha sonra otobüsle yirmi saatte, seksenlerden sonra oniki- onüç saatte, günümüzde uçakla bir buçuk saatte gidiyoruz. İmkânı olanlar için, sabah evinde kahvaltını yap, akşam yemeğini İstanbul’da boğazda ye, gece evine gel yat. Hangi şehirde yaşadığının önemi yok.
Yine çocukluğumda, şehirler arası bir yakınımızla görüşmek için PTT’ye kayıt verip, saatlerce hatta günlerce beklediğimiz olurdu. Günümüzde çocukların bile ellerinde cep telefonları görüntülü, dünyanın her yeri ile görüşebiliyorlar. Şimdilerde ve gelecekte yapay zekâ… Allah sonumuzu hayırlı etsin…
Bu hızlı süreç, bizlere de aynı zamanda ağır bir fatura çıkartıyor. Sonucunda gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkeleri, gelişmemiş ülkelerin zenginleri de kendi ülkesindeki emekçileri, sömürdükçe sömürüyor. Doymak nedir bilmiyorlar. Sömürü düzeninde hudut tanımıyorlar. Ne yazık ki: hiçbir dini argümanda ne Hristiyanlık ne Musevilik Ne de Müslümanlık bu duruma çare olamıyor. Aksine bütün dinleri de bu çıkarcılık ve sömürgenliklerine alet ediyorlar. İnsanlığın var oluşuyla başlayan toprak sahipliği ve sömürüsü daha sonra kölelik sistemiyle insanları da kapsadı. Yıllar içerisinde sanayi yoluyla ekonomi sömürüsüne dönüştü. Şimdilerde ise enerji ve kıymetli madenler sömürgeciliği, gelecekte görünen o ki; yapay zekâ ile sömürgecilik devam edecek.
Bu hızla yol alan dünyada insanlar daha mutlu mu? Sorusunun yanıtı; bir avuç zenginin dışındaki çoğunluk maalesef değil. Çünkü bölüşüm azaldı. Tekelleşme arttıkça arttı. Dünyadaki bir avuç yani %10 zenginler, parasal kazanımların %80 nine sahip iken, geride kalan %90 insanlar, sadece %20 sine sahip. Bu da bir yandan zenginleri firavunlaşmaya iterken, öte yanda diğer insanları köleleştiriyor, mutsuzlaştırıyor. Güven ve adalet duygusunu yok ediyor.
Konumuz yılbaşı olunca, yukarıda yazdıklarımı unutun gitsin. Mutluluk demişken Dedeme sormuşlar;
-Tahsildar sen bilirsin, dünyanın en iyi yemeği hangisi? Dedem hiç düşünmeden;
+Külden yapılan çorba…
-Dalga geçme bizimle. Ciddi- ciddi sen bilirsin, diye sorduk.
+Ben de ciddi cevap verdim.
-Git Allah Aşkına külden çorbamı olur? Hem de dünyanın en iyi yiyeceği…Pes doğrusu!.. Dedem gülerek şu cevabı verir;
+Bakın bir derdiniz yok ise ve ailenizle huzurlu bir geçiminiz var ise, külden yapılan bir çorba bile size Anzer Balı, balık havyarı gibi gelir. Şayet ailenizde huzur yok ise, bir derdiniz var ise dünyanın en iyi yemeği size zehir olur, demiş… Onun için sizler, benim gibi çok ta takmayın dünyanın haline, hızlanmasına...
Filistin de olup bitenlerin nasıl canımızı yaktığını, komşumuz Ukrayna’nın savaşının, bizleri nasıl da etkilediğini, dünyanın çeşitli yerlerinde çıkar uğruna yerinden-yurdundan kovularak işkence gören soydaşlarımız ve diğer insanların varlığı, hatta dünyanın bir ucundaki bir ülkede veya ülkemizde çıkan bir kargaşanın, bizleri ve ekonomimizi nasıl etkilediğini unutmaya çalışarak; Yeniyılda mutlu olmaya bakın.
Yeni yılda; ülkemde ve dünyada yaşayan tüm insanlara kazasız, belasız, mutlu, sağlıklı, adil ve adaletli; yeni bir yıl diliyorum…
