Aynı kapıya doğru yürüdüğünüz birisine kapı açmak…
Yoldan geçen yabancı birine yol tarifi yapmak…
Maddî sıkıntı yaşayan bir arkadaşa destek olmak...
Dostlarınızın iyi veya kötü günlerinde yanlarında olmak…
İnsanlara tebessüm edebilmek…
Kısacası, iyilik yapmak.
İyilik çoğu zaman basit bir davranış gibi görünse de her iyilik bilinçli veya bilinçsiz bir karşılık beklentisi taşır. Bu beklenti kimi zaman maddi bir ihtiyacı karşılamaya yöneliktir, kimi zamansa manevi bir tatmin arayışıdır.
İnsanın yaptığı iyiliklere mukabil ruhunda hissettiği huzur ve mutluluk; o amelinin dünyadaki karşılığıdır, tıpkı yaptığı kötülüklerin ardından hissettiği acı ve ızdırabın da kötü fiillerinin dünyevî cezası olması gibi.
İnsan ister küçük bir huzur ister vicdani bir tatmin hissi ile olsun, yaptığı iyilik veya kötülüğün bir şekilde karşılığını mutlaka hisseder.
Bazen iyilik yaptığınız kişilerin yardımına ihtiyacınız olur; fakat o insanlar beklediğiniz karşılığı vermez, belki de veremez. Bu durum kalbinizde derin bir kırgınlık ve kızgınlık hissi oluşturur. Böyle zamanlarda, Mehmet Akif Ersoy’un şu sözü ister istemez hatıra gelir:
“Yüzsüzdür insanoğlu, kimse bilmez fendini; kime iyilik yaptıysan ondan koru kendini.”
İnsanların iyiliğe vereceği tepki her zaman aynı olmayabilir. Kimi insan iyiliği vefayla karşılar, kimi ise çeşitli duyguların etkisiyle beklenmedik davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle yapılan her iyiliğin karşılığının size döneceği beklentisi içinde olmak hatalıdır. Bazı kişilere yaptığınız iyiliğin karşılığını alamamanız bütün insanların nankör olduğunu göstermez.
Şunu unutmayalım ki; İnsanlar en çok da yaptıkları iyiliklerle sınanırlar. Bu yüzden beklentiyi insanlara değil doğru olana bağlamak daha güvenlidir.
Evet, gerçekten de insanın karşılıksız iş yapması zordur. Çünkü insan; fıtratı gereği menfaatine düşkündür, kendini sever, kendini seveni sever. Her zaman kendini değerli hissedeceği, huzurlu ve mutlu olacağı ortamları arar. İyilik yaparken de karşılık bekler. Beklediği karşılık gelmediğinde ise pişman olabilir, hatta bazen iyilik yaptığı kişiyi haksızca kötülemeye de başlar.
İnsan, yaptığı iyilik ile kendi beklentisi arasında sıkışıp kalır.
Yaptığınız iyiliklerin karşılığını kat kat fazlasıyla ebedi ve kalıcı olarak alabilmeniz için:
“Amelinizde rızayı İlâhî olmalı.
Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.” düsturuyla hareket etmelisiniz.
Gerçekten de Allah’ın rızası öyle bir sırdır ki; insanın tüm beklentilerini karşılar. İşte o zaman, insan Yunus gibi:
“Ballar balını buldum, peteğim yağma olsun” diyerek, hayatın ve olayların tazyikatından kurtulabilir.
Sevgi ve selamlarımla...
