Remzi SEKBAN
Köşe Yazarı
Remzi SEKBAN
 

ONURLU YALNIZLIK

Toplumu birbirine bağlayan manevi bağların en kuvvetlisi hiç şüphesiz doğruluktur.    Toplumsal Çürüme  İnsan, arzuları kâinatı kuşatacak kadar sonsuz, fakat iktidarı en küçük ihtiyacına karşılamaya yetmeyecek kadar sınırlı bir varlıktır.  Bu fıtri acziyet, insanı bir başkasının maharetine muhtaç kılar; zira birinin noksanı, diğerinin istidadıyla tamamlanır. Toplu yaşam; bu bireysel yetersizlikleri başkasının varlığında gidererek "tamamlanma" ve "birlikte var olma" çabasıdır.  Bu sebeple içtimai hayatta doğruluğun zedelenmesi ve yalanın kılcal damarlara kadar sızarak hayatın bütün alanlarını istila etmesi, toplumsal çürümenin en belirgin göstergesi olarak ele alınması gereken ciddi bir meseledir.  Yalanın toplum hayatında yaygınlaşması, insanlar arasındaki güveni aşındırarak yalnızca bireysel ilişkileri değil; aynı zamanda ticari, siyasi ve ilmi hayatı da sekteye uğratarak, toplumun maddi ve manevi gelişmesini zayıflatarak onu kaçınılmaz bir çöküşe sürükler. Sosyal hayattaki birçok ilişki, insanların sözüne duyulan güven üzerine kurulur. Bu nedenle dil, sadece bir iletişim aracı olarak kullanılmaz. Telaffuz edilen her bir kelime aynı zamanda insanların kendileri hakkında verdiği bir şahitliktir. Ancak bu şahitlik yalanla zedelendiğinde, güven sarsılır ve insan yalnızca başkalarının gözünde değer kaybetmez, kendi iç dünyasında da bir bölünme yaşar.  Bu yüzden yalan, dış dünyaya yönelik basit bir davranış değil; insanın içindeki doğruluk ile sözü arasındaki bağı koparan derin bir uçurumdur.  Daha da tehlikelisi, yalanın yalnızca onu söyleyenin fiili olarak kalmaması; aksine, ona inanılmış gibi yapılan, sorgulanmadan geçilen ve düzeltilmeyen ortamlarda giderek büyüyüp yayılması ve zamanla sıradan bir davranış haline gelmesidir.    Onur Kaybı  Yalan, bütün kültürlerde bir ahlak problemi olarak görülür; insanlığın farklı coğrafyalarda geliştirdiği düşünce gelenekleri, bu konuda dikkat çekici bir ortaklık sergileyerek yalanı, insanın kendi değerini zedeleyen temel bir sapma olarak ele alır.  İnsan doğruyu söylediğinde yalnızca bir bilgi aktarmaz; aynı zamanda kendi güvenilirliği hakkında bir beyan ortaya koyar ve bu yönüyle söz, insanın kendi değeriyle doğrudan ilişki kurar. Bu nedenle yalan, yalnızca karşıdakini yanıltan bir davranış olarak kalmaz; insanın kendi onurunu aşındıran bir değer kaybına dönüşür.  Zira insan, sözüne güven duyulduğu ölçüde değer kazanır; sözünün güvenilirliğini kaybettiği noktada ise başkalarının gözündeki itibarını kaybeder. Kendi iç dünyasındaki tutarlılığı da sarsılmaya başlar. Bu durum bireysel bir zayıflık olarak kalmaz; zamanla insanlar arasındaki güven ilişkisini zayıflatarak toplumsal yapının temelini de sarsar.  Bu yüzden yalan, yalnızca yanlış bir söz değil; insanın kendi değerini aşındıran evrensel bir çöküştür.    Kudrete İftira “Kizb, küfrün esasıdır. Kizb, dalalet-i itikadiyenin birinci alametidir. Kizb, Sâni-i Zülcelal’in kudretine bir iftiradır.” İslam itikadında yalan, yalnızca ahlaki bir kusur olarak ele alınmaz; gerçeği çarpıtmaya yönelik bilinçli bir girişim olarak değerlendirilir. Gerçekleşmiş her olay, ilahi takdirin bir parçası olarak varlık sahasında yerini alır ve olmuş olan, olduğu hâliyle gerçektir. Bu nedenle olmamış bir şeyi olmuş gibi anlatmak, yaratılmamışı yaratılmış gibi göstermektir. Yalan, Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle yaratıp vücuda getirdiğini inkâr etmektir. Nitekim yağmur yağmadığı hâlde “yağmur yağdı” demek, Allah’ın yaratmadığı bir fiili yaratılmış gibi ifade etmektir. Yağmur yağdığı hâlde “yağmur yağmadı” demek ise yaratılanı inkâr etmektir. Yalan, büyük bir günahtır; aynı zamanda münafıklık alametidir ve Allah’a iftiradır. Çünkü iman, “dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir.” Yalan ise bu tasdikin zıttı olarak, olmayanı var, var olanı yok sayan bir hezeyandır. İnsan böyle bir durumda yalnızca karşısındakini yanıltmakla kalmaz; aynı zamanda kendi sözünü, gerçeğin kesinliği adına bir ölçü gibi kullanır ve sanki mutlak doğruyu ifade ediyormuş gibi konuşur. Böylece gerçeğin sınırlarına müdahale etmeye kalkışır. İnsan hata eder, günaha düşer, zaaf gösterir; ancak dilini bilinçli olarak yalanın aracı hâline getirdiğinde bu durum, sıradan bir zayıflık olmaktan çıkar ve hakikate karşı yönelmiş bilinçli bir çarpıtmaya dönüşür. Bu açıdan bakıldığında yalan, yalnızca bireyleri veya toplumu etkileyen bir kusur değildir; Allah’ın isim ve sıfatlarına yönelen bir çarpıtmadır.   Geleceğe İpotek  “Yalan, anı kurtaran ama geleceği rehin bırakan faizli bir işlem gibidir.”  Hayat, insanın ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yaptığı bir pazaryeri gibidir. Bu alan sürekli tercihlerin yapıldığı ve bu tercihlerin bedelinin er ya da geç ödendiği bir yerdir.  Bu pazarda doğruyu söylemek, çoğu zaman bedeli peşin ödenen bir davranış olarak ortaya çıkar; anlık kayıplara, kırgınlıklara ya da yalnızlıklara yol açsa da bu bedel ödendiğinde geriye borçsuz bir vicdan ve içsel bir huzur kalır.  Yalan ise başlangıçta bedelsiz gibi görünür; insan o anda hiçbir şey kaybetmediğini zannederken, aslında geleceğini ipotek altına alır.  Tıpkı faizli bir borç gibi, başlangıçta küçük görünen yük zamanla katlanır; sonunda insanı iflasa sürükleyen kaçınılmaz bir hesaplaşmayla yüz yüze bırakır.  Zamanla her bir yalan kendini korumak için yenilerini doğurarak kartopu gibi büyümeye devam eder; neticede insan, kendi büyüttüğü yalan dünyasının içinde yuvarlanır, kaybolur gider.  Bu noktada insan, yalnızca yaptığı hatayla değil; o hatanın büyüyerek dönüştüğü acı veren bir çöküşle yüzleşir.  Çünkü yalanın bedeli yalnızca dış dünyaya ödenmez; en ağır karşılık insanın kendi özüne kesilir.  Ve bu süreç, insanın itibarını, güvenilirliğini ve en önemlisi kendine olan saygısını kaybetmesiyle sonuçlanır.    Sessiz Ortaklık  Yalan karşısında susmak veya tepkisiz kalmak, çoğu zaman düşünüldüğü gibi tarafsız bir duruş değil; en tehlikeli gri alanlardan biridir.  Böyle durumlarda insan, kendini “Ben söylemedim” diyerek temize çıkardığını düşünse de gerçekte yaptığı şey yalanın sürmesine izin vermekten ibarettir.  Bu suskunluk çoğu zaman nezaket göstermek, kırmama ya da ortamı bozmama gibi gerekçelerle açıklanır; ancak gerçeği uygun bir dille ifade etme imkânı varken hiçbir düzeltme girişiminde bulunmamak, pasif bir geri çekiliş değil, örtük bir kabuldür; çoğu zaman da fiilî bir ortaklıktır.  Bu tür bir sessizlik, yalancının sözünü güçlendirir ve ona dolaylı olarak da olsa yalanlarına devam etmesi için uygun bir zemin hazırlar; böylece kişi yalnızca bir izleyici veya dinleyici olarak kalmaz, aynı zamanda bu sürecin bir parçası haline gelir.  Çünkü çoğu zaman yalanı büyüten şey, onu söyleyenin cesareti değil; ona karşı çıkmayanların sessizliğidir.  Gerçek Özgürlük  İnsan; fıtratı gereği acelecidir, peşin olanı ister, kolay ve rahat olanı tercih etmeye de meyillidir. Yalan çoğu zaman anlık sahte bir kolaylık, doğru ise çoğu zaman insanın nefsine ağır gelir.  Ancak gerçek özgürlük, kalıcı huzur ve mutluluk, bu kolaylığa teslim olmakta değil; gerçeğin ağırlığını taşıyabilme cesaret ve erdeminde saklıdır.  Yalan karşısında tarafsız kalmak doğru değildir; susmak da bir tercihtir ve bu tercih çoğu zaman doğrudan yana olmaz.  Gerçeğe şahitlik etmek bazen yalnız kalmayı gerektirir; ancak sahte kalabalıkların parçası olmaktansa, doğruların yanında yalnız kalmak çok daha onurlu bir duruştur.  Çünkü insanı huzura kavuşturan şey, yalanın oluşturmaya çalıştığı hayali bir rahatlık değil; gerçeğin her yönüyle ortaya koyduğu kalıcı bir bütünlüktür.    Sevgi ve selamlarımla… 
Ekleme Tarihi: 16 Nisan 2026 -Perşembe

ONURLU YALNIZLIK

Toplumu birbirine bağlayan manevi bağların en kuvvetlisi hiç şüphesiz doğruluktur. 
 
Toplumsal Çürüme 

İnsan, arzuları kâinatı kuşatacak kadar sonsuz, fakat iktidarı en küçük ihtiyacına karşılamaya yetmeyecek kadar sınırlı bir varlıktır. 

Bu fıtri acziyet, insanı bir başkasının maharetine muhtaç kılar; zira birinin noksanı, diğerinin istidadıyla tamamlanır. Toplu yaşam; bu bireysel yetersizlikleri başkasının varlığında gidererek "tamamlanma" ve "birlikte var olma" çabasıdır. 

Bu sebeple içtimai hayatta doğruluğun zedelenmesi ve yalanın kılcal damarlara kadar sızarak hayatın bütün alanlarını istila etmesi, toplumsal çürümenin en belirgin göstergesi olarak ele alınması gereken ciddi bir meseledir. 

Yalanın toplum hayatında yaygınlaşması, insanlar arasındaki güveni aşındırarak yalnızca bireysel ilişkileri değil; aynı zamanda ticari, siyasi ve ilmi hayatı da sekteye uğratarak, toplumun maddi ve manevi gelişmesini zayıflatarak onu kaçınılmaz bir çöküşe sürükler.

Sosyal hayattaki birçok ilişki, insanların sözüne duyulan güven üzerine kurulur. Bu nedenle dil, sadece bir iletişim aracı olarak kullanılmaz. Telaffuz edilen her bir kelime aynı zamanda insanların kendileri hakkında verdiği bir şahitliktir. Ancak bu şahitlik yalanla zedelendiğinde, güven sarsılır ve insan yalnızca başkalarının gözünde değer kaybetmez, kendi iç dünyasında da bir bölünme yaşar. 

Bu yüzden yalan, dış dünyaya yönelik basit bir davranış değil; insanın içindeki doğruluk ile sözü arasındaki bağı koparan derin bir uçurumdur. 

Daha da tehlikelisi, yalanın yalnızca onu söyleyenin fiili olarak kalmaması; aksine, ona inanılmış gibi yapılan, sorgulanmadan geçilen ve düzeltilmeyen ortamlarda giderek büyüyüp yayılması ve zamanla sıradan bir davranış haline gelmesidir. 
 
Onur Kaybı 

Yalan, bütün kültürlerde bir ahlak problemi olarak görülür; insanlığın farklı coğrafyalarda geliştirdiği düşünce gelenekleri, bu konuda dikkat çekici bir ortaklık sergileyerek yalanı, insanın kendi değerini zedeleyen temel bir sapma olarak ele alır. 

İnsan doğruyu söylediğinde yalnızca bir bilgi aktarmaz; aynı zamanda kendi güvenilirliği hakkında bir beyan ortaya koyar ve bu yönüyle söz, insanın kendi değeriyle doğrudan ilişki kurar. Bu nedenle yalan, yalnızca karşıdakini yanıltan bir davranış olarak kalmaz; insanın kendi onurunu aşındıran bir değer kaybına dönüşür. 
Zira insan, sözüne güven duyulduğu ölçüde değer kazanır; sözünün güvenilirliğini kaybettiği noktada ise başkalarının gözündeki itibarını kaybeder. Kendi iç dünyasındaki tutarlılığı da sarsılmaya başlar. Bu durum bireysel bir zayıflık olarak kalmaz; zamanla insanlar arasındaki güven ilişkisini zayıflatarak toplumsal yapının temelini de sarsar. 

Bu yüzden yalan, yalnızca yanlış bir söz değil; insanın kendi değerini aşındıran evrensel bir çöküştür. 
 
Kudrete İftira

“Kizb, küfrün esasıdır.

Kizb, dalalet-i itikadiyenin birinci alametidir.

Kizb, Sâni-i Zülcelal’in kudretine bir iftiradır.”


İslam itikadında yalan, yalnızca ahlaki bir kusur olarak ele alınmaz; gerçeği çarpıtmaya yönelik bilinçli bir girişim olarak değerlendirilir.

Gerçekleşmiş her olay, ilahi takdirin bir parçası olarak varlık sahasında yerini alır ve olmuş olan, olduğu hâliyle gerçektir. Bu nedenle olmamış bir şeyi olmuş gibi anlatmak, yaratılmamışı yaratılmış gibi göstermektir.

Yalan, Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle yaratıp vücuda getirdiğini inkâr etmektir.

Nitekim yağmur yağmadığı hâlde “yağmur yağdı” demek, Allah’ın yaratmadığı bir fiili yaratılmış gibi ifade etmektir. Yağmur yağdığı hâlde “yağmur yağmadı” demek ise yaratılanı inkâr etmektir.

Yalan, büyük bir günahtır; aynı zamanda münafıklık alametidir ve Allah’a iftiradır. Çünkü iman, “dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir.” Yalan ise bu tasdikin zıttı olarak, olmayanı var, var olanı yok sayan bir hezeyandır.

İnsan böyle bir durumda yalnızca karşısındakini yanıltmakla kalmaz; aynı zamanda kendi sözünü, gerçeğin kesinliği adına bir ölçü gibi kullanır ve sanki mutlak doğruyu ifade ediyormuş gibi konuşur. Böylece gerçeğin sınırlarına müdahale etmeye kalkışır.

İnsan hata eder, günaha düşer, zaaf gösterir; ancak dilini bilinçli olarak yalanın aracı hâline getirdiğinde bu durum, sıradan bir zayıflık olmaktan çıkar ve hakikate karşı yönelmiş bilinçli bir çarpıtmaya dönüşür.

Bu açıdan bakıldığında yalan, yalnızca bireyleri veya toplumu etkileyen bir kusur değildir; Allah’ın isim ve sıfatlarına yönelen bir çarpıtmadır.
 
Geleceğe İpotek 

“Yalan, anı kurtaran ama geleceği rehin bırakan faizli bir işlem gibidir.” 


Hayat, insanın ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yaptığı bir pazaryeri gibidir. Bu alan sürekli tercihlerin yapıldığı ve bu tercihlerin bedelinin er ya da geç ödendiği bir yerdir. 

Bu pazarda doğruyu söylemek, çoğu zaman bedeli peşin ödenen bir davranış olarak ortaya çıkar; anlık kayıplara, kırgınlıklara ya da yalnızlıklara yol açsa da bu bedel ödendiğinde geriye borçsuz bir vicdan ve içsel bir huzur kalır. 

Yalan ise başlangıçta bedelsiz gibi görünür; insan o anda hiçbir şey kaybetmediğini zannederken, aslında geleceğini ipotek altına alır. 

Tıpkı faizli bir borç gibi, başlangıçta küçük görünen yük zamanla katlanır; sonunda insanı iflasa sürükleyen kaçınılmaz bir hesaplaşmayla yüz yüze bırakır. 

Zamanla her bir yalan kendini korumak için yenilerini doğurarak kartopu gibi büyümeye devam eder; neticede insan, kendi büyüttüğü yalan dünyasının içinde yuvarlanır, kaybolur gider. 

Bu noktada insan, yalnızca yaptığı hatayla değil; o hatanın büyüyerek dönüştüğü acı veren bir çöküşle yüzleşir. 

Çünkü yalanın bedeli yalnızca dış dünyaya ödenmez; en ağır karşılık insanın kendi özüne kesilir. 

Ve bu süreç, insanın itibarını, güvenilirliğini ve en önemlisi kendine olan saygısını kaybetmesiyle sonuçlanır. 
 
Sessiz Ortaklık 

Yalan karşısında susmak veya tepkisiz kalmak, çoğu zaman düşünüldüğü gibi tarafsız bir duruş değil; en tehlikeli gri alanlardan biridir. 

Böyle durumlarda insan, kendini “Ben söylemedim” diyerek temize çıkardığını düşünse de gerçekte yaptığı şey yalanın sürmesine izin vermekten ibarettir. 

Bu suskunluk çoğu zaman nezaket göstermek, kırmama ya da ortamı bozmama gibi gerekçelerle açıklanır; ancak gerçeği uygun bir dille ifade etme imkânı varken hiçbir düzeltme girişiminde bulunmamak, pasif bir geri çekiliş değil, örtük bir kabuldür; çoğu zaman da fiilî bir ortaklıktır. 

Bu tür bir sessizlik, yalancının sözünü güçlendirir ve ona dolaylı olarak da olsa yalanlarına devam etmesi için uygun bir zemin hazırlar; böylece kişi yalnızca bir izleyici veya dinleyici olarak kalmaz, aynı zamanda bu sürecin bir parçası haline gelir. 

Çünkü çoğu zaman yalanı büyüten şey, onu söyleyenin cesareti değil; ona karşı çıkmayanların sessizliğidir. 



Gerçek Özgürlük 

İnsan; fıtratı gereği acelecidir, peşin olanı ister, kolay ve rahat olanı tercih etmeye de meyillidir. Yalan çoğu zaman anlık sahte bir kolaylık, doğru ise çoğu zaman insanın nefsine ağır gelir. 

Ancak gerçek özgürlük, kalıcı huzur ve mutluluk, bu kolaylığa teslim olmakta değil; gerçeğin ağırlığını taşıyabilme cesaret ve erdeminde saklıdır. 
Yalan karşısında tarafsız kalmak doğru değildir; susmak da bir tercihtir ve bu tercih çoğu zaman doğrudan yana olmaz. 

Gerçeğe şahitlik etmek bazen yalnız kalmayı gerektirir; ancak sahte kalabalıkların parçası olmaktansa, doğruların yanında yalnız kalmak çok daha onurlu bir duruştur. 
Çünkü insanı huzura kavuşturan şey, yalanın oluşturmaya çalıştığı hayali bir rahatlık değil; gerçeğin her yönüyle ortaya koyduğu kalıcı bir bütünlüktür. 
 
Sevgi ve selamlarımla… 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
süleyman
(16.04.2026 12:09 - #1794)
Fazla okumadım ama yazar sürekli yalandan bahsetmiş bir cümlesini alıntı yaptım Çünkü çoğu zaman yalanı büyüten şey, onu söyleyenin cesareti değil; ona karşı çıkmayanların sessizliğidir. Şimdi bu alıntıya ithafen bu akepe yaklaşık 2018 den beri enflasyon düşecek yalanını sardı millete her yıl enflasyon artıyor ve bu yalanı her sene padişahımız ve onun kurmayı mehmet şimşek söylüyor ve her senede bu millet buna karşı çıkmıyor
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
ELHAMDULİLLAH
(16.04.2026 14:01 - #1795)
TEBRİK EDİYORUZ, DEVLET DAİRESİNDE FİİLEN ÇALISİP İŞ YAPANIN FİİLİNİ KABUL EDEN VE BİNAYİ YAPAN DULGER USTASİNIN FİİLEN ÇALIŞMASİNİ KABUL EDİPDE ONU YALANLAMAYANIN, ŞU KAİNAT DÜZENİNDE DÜNYA SARAYİNİ FİİLEN DÖNDURENİ VE GALAKSİ SİSTEMİNDE Kİ FİİLLERİ GÖRÜPDE BUNLARİN BİR FAİLİNİN USTASİNIN OLMADİGİNİ VE YALANLAYAN BİRİNİN VAY HALİNE . KUDRET SENİN ALLAHIM DUZEN , NİZAM SENİN ALLAHIM BİZİ AFV ET KENDİNE KUL KABUL ET AMİN YA MUİNU
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.