Remzi SEKBAN
Köşe Yazarı
Remzi SEKBAN
 

İNSAN VE AY: GÖRÜNMEYEN YÜZLER

Hakikate yaklaşmak için bazen konumumuzu, bazen bakış açımızı değiştirmemiz gerekir. Çünkü bize karanlık gelen birçok yer, aslında henüz doğru yerden bakamadığımız bir aydınlık olabilir. İnsan ilişkilerinde yaşadığımız birçok çatışmanın temelinde, bir fotoğraf karesine bakıp bütün filmi bildiğimizi sanmamız yatar. İnsanlarla kurduğumuz sınırlı temaslardan onların bütünü hakkında yorumlar yapar; bir öfke anını karakter, bir hatayı kader sayarız. Hayatlarımızın kesiştiği birkaç sahneden hüküm verir, bütün hikâyeyi çözdüğümüzü sanırız. Oysa insan; yüzeyi durgun görünse de derinlerinde keşfedilmemiş hazineler barındıran, her an içerisinde büyük fırtınalar kopabilecek uçsuz bucaksız bir umman gibidir. İnsan, çoğu zaman sadece görünen yüzüyle tanınır. Oysa her insanın, başkaları tarafından görünen bir siması olduğu kadar görünmeyen bir yüzü de vardır. Bu yönüyle insan, gökteki Ay’a benzer. İnsanlık tarihi boyunca Ay’ın Dünya’dan hiç görülmeyen tarafı için “Ay’ın Karanlık Yüzü” ifadesi kullanılmıştır. Yüzyıllardır Ay’ın mutlak anlamda karanlık bir yüzü olduğundan söz edilir. Oysa gerçekte Ay’ın karanlık bir yüzü yoktur; yalnızca bizim bulunduğumuz yerden görünmeyen bir yüzü vardır. O taraf da güneş ışığı alır, o taraf da aydınlanır. Ay’ın bize dönük olmayan yüzü aslında karanlık değildir; sadece bizim görüş alanımızın dışındadır. İnsanlarla iletişimde hepimiz toplumda kabul görmüş sosyal statülerimizi kullanırız. Aile ortamında; anne, teyze veya baba iken; iş yerinde usta, müdür ya da vali olabiliriz. Evde görünen yüzümüz “anne” ya da “baba” iken, çalışma hayatındaki yüzümüz “Savcı Bey” olabilir. Toplum hayatında bir insanın bütün yüzleriyle karşılaşamayız; bu yüzden insanları tüm yönleriyle tanımamız çoğu zaman imkânsızdır. Belki de bu nedenle büyüklerimiz, insanın gerçek yüzünü yalnızca Allah’ın bildiğini anlatmak için “Kulunu Rabbi bilir” demişlerdir. Birinin bize karanlık gelmesi, onun gerçekten ışıksız olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman bizim durduğumuz yer, onun aydınlığını görmeye yetmiyor olabilir. Gördüğümüz sert bir tavır, eski bir yaranın kabuğu olabilir. Bazen koyulan mesafe, defalarca çiğnenmiş sınırları koruma çabası iken, sessizlik sandığımız şey yorgunluk, ilgisizlik dediğimiz şey tükenmişlik olabilir. İnsan ilişkilerinde çoğu zaman karşı tarafın değişmesini bekleriz. Daha anlayışlı olmasını, yumuşamasını, dönüp bize görünmeyen yüzünü göstermesini isteriz. Oysa Ay’ın öteki yüzünü görmek isteyen biri, Ay’ın dönmesiyle amacına ulaşamaz; kendi yörüngesini değiştirmesi gerekir. İnsan ilişkilerinde de çoğu zaman ihtiyaç duyulan budur. Birine kızgın kalmak kolaydır, o kızgınlığı gidermek emek ister. Yermek, kötülemek kolaydır; övmek, yüceltmek yürek ister. Hatayı, günahı aşikâr etmek kolaydır; örtmek, gizlemek insanlık ister. Çoğu zaman zor olan, yer ve konum değiştirmektir. “Ben olsam yapmazdım” rahatlığından çıkıp, “Acaba hangi yaşanmışlık onu buna itti?” diye sorabilmektir. Her insan, içinde keşfedilmeyi bekleyen bir değer taşır. Fakat o değer çoğu zaman yüzeyde durmaz. Tıpkı toprağın altındaki gizli hazineye ulaşmak gibi; dikkat, sabır ve emek ister. Bazı insanların merhameti gizli kalır. Bazılarının sadakati zor zamanda anlaşılır. Bazılarının sevgisi söze değil fedakârlığa dönüşür. Bir insanın kıymeti bazen söylediklerinde değil, sustuğu yerde belli olur. Bazen kazandıklarında değil, kaybederken gösterdiği duruşta görünür. Elbette bu bakış açısı, her yanlışı hoş görmek değildir. Sınır koymak, haksızlığa isim vermek; kırıcı olana kırıcı, adaletsiz olana adaletsiz demek gerekir. İnsanları anlamaya çalışmak, yapılanı onaylamak değildir. Affetmek ise bir tercih meselesidir. Empati kurmak da zararı kabullenmek anlamına gelmez. Fakat yine de bir insanı yalnızca bize çarpan dalgasıyla ölçmek eksik kalır. Çünkü o dalganın arkasında görünmeyen bir fırtına olabilir. Sana soğuk gelen su, bir başkasının hararetini dindiriyor olabilir. Sonuç olarak; ne Ay’ın görmediğimiz yüzü mutlak karanlıktır, ne de insan sadece gördüğümüz kadardır. Hakikate yaklaşmak için bazen konumumuzu, bazen bakış açımızı değiştirmemiz gerekir. Çünkü bize karanlık gelen birçok yer, aslında henüz doğru yerden bakamadığımız bir aydınlık olabilir. Sevgi ve selamlarımla...
Ekleme Tarihi: 22 Nisan 2026 -Çarşamba

İNSAN VE AY: GÖRÜNMEYEN YÜZLER

Hakikate yaklaşmak için bazen konumumuzu, bazen bakış açımızı değiştirmemiz gerekir. Çünkü bize karanlık gelen birçok yer, aslında henüz doğru yerden bakamadığımız bir aydınlık olabilir.

İnsan ilişkilerinde yaşadığımız birçok çatışmanın temelinde, bir fotoğraf karesine bakıp bütün filmi bildiğimizi sanmamız yatar. İnsanlarla kurduğumuz sınırlı temaslardan onların bütünü hakkında yorumlar yapar; bir öfke anını karakter, bir hatayı kader sayarız. Hayatlarımızın kesiştiği birkaç sahneden hüküm verir, bütün hikâyeyi çözdüğümüzü sanırız.

Oysa insan; yüzeyi durgun görünse de derinlerinde keşfedilmemiş hazineler barındıran, her an içerisinde büyük fırtınalar kopabilecek uçsuz bucaksız bir umman gibidir.

İnsan, çoğu zaman sadece görünen yüzüyle tanınır. Oysa her insanın, başkaları tarafından görünen bir siması olduğu kadar görünmeyen bir yüzü de vardır. Bu yönüyle insan, gökteki Ay’a benzer.

İnsanlık tarihi boyunca Ay’ın Dünya’dan hiç görülmeyen tarafı için “Ay’ın Karanlık Yüzü” ifadesi kullanılmıştır. Yüzyıllardır Ay’ın mutlak anlamda karanlık bir yüzü olduğundan söz edilir. Oysa gerçekte Ay’ın karanlık bir yüzü yoktur; yalnızca bizim bulunduğumuz yerden görünmeyen bir yüzü vardır. O taraf da güneş ışığı alır, o taraf da aydınlanır.

Ay’ın bize dönük olmayan yüzü aslında karanlık değildir; sadece bizim görüş alanımızın dışındadır.

İnsanlarla iletişimde hepimiz toplumda kabul görmüş sosyal statülerimizi kullanırız. Aile ortamında; anne, teyze veya baba iken; iş yerinde usta, müdür ya da vali olabiliriz. Evde görünen yüzümüz “anne” ya da “baba” iken, çalışma hayatındaki yüzümüz “Savcı Bey” olabilir.

Toplum hayatında bir insanın bütün yüzleriyle karşılaşamayız; bu yüzden insanları tüm yönleriyle tanımamız çoğu zaman imkânsızdır. Belki de bu nedenle büyüklerimiz, insanın gerçek yüzünü yalnızca Allah’ın bildiğini anlatmak için “Kulunu Rabbi bilir” demişlerdir.

Birinin bize karanlık gelmesi, onun gerçekten ışıksız olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman bizim durduğumuz yer, onun aydınlığını görmeye yetmiyor olabilir.
Gördüğümüz sert bir tavır, eski bir yaranın kabuğu olabilir. Bazen koyulan mesafe, defalarca çiğnenmiş sınırları koruma çabası iken, sessizlik sandığımız şey yorgunluk, ilgisizlik dediğimiz şey tükenmişlik olabilir.

İnsan ilişkilerinde çoğu zaman karşı tarafın değişmesini bekleriz. Daha anlayışlı olmasını, yumuşamasını, dönüp bize görünmeyen yüzünü göstermesini isteriz.
Oysa Ay’ın öteki yüzünü görmek isteyen biri, Ay’ın dönmesiyle amacına ulaşamaz; kendi yörüngesini değiştirmesi gerekir. İnsan ilişkilerinde de çoğu zaman ihtiyaç duyulan budur.

Birine kızgın kalmak kolaydır, o kızgınlığı gidermek emek ister.
Yermek, kötülemek kolaydır; övmek, yüceltmek yürek ister.
Hatayı, günahı aşikâr etmek kolaydır; örtmek, gizlemek insanlık ister.

Çoğu zaman zor olan, yer ve konum değiştirmektir. “Ben olsam yapmazdım” rahatlığından çıkıp, “Acaba hangi yaşanmışlık onu buna itti?” diye sorabilmektir.

Her insan, içinde keşfedilmeyi bekleyen bir değer taşır. Fakat o değer çoğu zaman yüzeyde durmaz. Tıpkı toprağın altındaki gizli hazineye ulaşmak gibi; dikkat, sabır ve emek ister.
Bazı insanların merhameti gizli kalır. Bazılarının sadakati zor zamanda anlaşılır. Bazılarının sevgisi söze değil fedakârlığa dönüşür.
Bir insanın kıymeti bazen söylediklerinde değil, sustuğu yerde belli olur. Bazen kazandıklarında değil, kaybederken gösterdiği duruşta görünür.

Elbette bu bakış açısı, her yanlışı hoş görmek değildir. Sınır koymak, haksızlığa isim vermek; kırıcı olana kırıcı, adaletsiz olana adaletsiz demek gerekir.
İnsanları anlamaya çalışmak, yapılanı onaylamak değildir. Affetmek ise bir tercih meselesidir. Empati kurmak da zararı kabullenmek anlamına gelmez.
Fakat yine de bir insanı yalnızca bize çarpan dalgasıyla ölçmek eksik kalır. Çünkü o dalganın arkasında görünmeyen bir fırtına olabilir. Sana soğuk gelen su, bir başkasının hararetini dindiriyor olabilir.

Sonuç olarak; ne Ay’ın görmediğimiz yüzü mutlak karanlıktır, ne de insan sadece gördüğümüz kadardır. Hakikate yaklaşmak için bazen konumumuzu, bazen bakış açımızı değiştirmemiz gerekir. Çünkü bize karanlık gelen birçok yer, aslında henüz doğru yerden bakamadığımız bir aydınlık olabilir.

Sevgi ve selamlarımla...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.