Remzi SEKBAN
Köşe Yazarı
Remzi SEKBAN
 

KALBİN İSTİKAMETİ: HUZUR-U DAİMÎ

İnsan huzuru çoğu zaman gelecekte veya geçmişin hatıralarında arar. “Şu sıkıntı geçince, şu borç bitince, hayatım biraz düzene girince huzura kavuşacağım.” Diye düşünür. Geleceğe dair ümitleri azaldığında ise geçmişe döner; “Nerede o çocukluk günlerim, nerede o gençlik yıllarım?” diyerek hayıflanır. Hâlbuki dünya; kavuşmakla ayrılığın, sıhhatle hastalığın, sevinçle hüznün birlikte yaşandığı bir imtihan yeridir. Her şey değişir; İnsanın güvendikleri eksilir, sevdikleri uzaklaşır, sahip oldukları elinden çıkabilir. Huzuru yalnızca maddede ve dış şartlarda arayan insanın kalbi de her değişiklikte yeniden sarsılır. Hakiki huzur, insanın eşyaya ve hadiselere bakışının değişmesiyle başlar. İnsan, hayatı yalnızca sebepler üzerinden okuduğunda, neticeyi meydana getirmeye gücü yetmeyen sayısız sebebe dayanmış olur. Böyle bir dayanak kalbe gerçek bir güven vermez. Sebepler elbette ihmal edilmez. İnsan, sebeplere riayet etmenin fiilî bir dua olduğunu bilir ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirir. Bununla beraber neticeyi sebeplerden beklemez; Sebepleri de neticeleri de yaratanın Allah olduğuna inanır. Kalbin yükü de tam burada hafiflemeye başlar. Huzur-u dâimî, üzüntü, korku ve çaresizlik içinde bile kalbin yönünü korumasıdır. İnsan düşebilir, bocalayabilir; Fakat döneceği kapıyı biliyorsa yeniden kalkar ve Rabbine yönelir. Nimet içinde O’nu hatırlar, musibet karşısında ümidini korur; Hiçbir zaman sahipsiz ve başıboş olmadığını bilir. İnsan gününün büyük bir kısmını çalışmakla, ailesiyle ilgilenmekle, insanlarla konuşmakla ve günlük ihtiyaçlarını karşılamakla geçirir. Allah’ı hatırlamak belirli vakitlerle sınırlı kaldığında hayatın geniş bir bölümü gaflete açık hâle gelir. İşte Sünnet-i Seniyye, hayatın dağınık görünen parçalarını aynı kulluk şuurunda birleştirir. Besmeleyle başlanan bir yemek, nimetin sahibini hatırlatır. Yemeğin sonunda edilen hamd ve şükür, insanı nimetin sahibine yöneltir. Verilen bir selâm, sıradan bir karşılaşmayı dua ve emniyet temennisine dönüştürür. Güzel söz söylemek, Güler yüz göstermek, Temizliğe dikkat etmek, Öfke anında kendini tutmak Ve hakkı gözetmek, günlük hayatın içinde birer kulluk hâline gelir. Su içilir, fakat besmeleyle… Yemek yenilir, fakat şükürle… İnsanlarla konuşulur, fakat doğruluk ve nezaketle… Çalışılır, fakat helâl kazanç ve hizmet niyetiyle… Yapılan işler görünüşte aynı kalsa da taşıdıkları mana değişir. Sıradan bir alışkanlık, güzel bir niyet ve sünnete uygunlukla ibadet değerine kavuşur. Böylece kulluk; seccadeden sofraya, iş yerine, aile hayatına ve günün bütün saatlerine yayılır. Huzur-u dâimî için insanın davranışlarıyla birlikte hayata ve eşyaya bakışının da terbiye edilmesi gerekir. Aynı dünyaya bakan iki insan, gördüklerini farklı manalarla okuyabilir. Biri çiçeğin rengini ve kokusunu fark eder; diğeri o çiçeğin renk ve kokusunda Rabbinin isimlerinin tecellilerini okur. Eşya aynıdır; ona bakan gözün arkasındaki mana farklıdır. İnsan, varlıkları Allah’ın isim ve sıfatlarını gösteren birer ayna olarak gördüğünde her şey daha büyük bir hakikati anlatmaya başlar. Güzellik Cemâl’i, Düzen Hikmet’i, İkram Rahmet’i, Kusursuz işleyiş Kudret’i hatırlatır. Böylece dünya, Allah’ı tanıtan büyük bir kitaba dönüşür. Sünnet-i Seniyye, bu kitabı nasıl okuyacağımızı öğretir. Sünnete uygun yaşanan her davranış, Peygamber Efendimizi (asm), O’nun getirdiği hakikatleri ve nihayetinde Allah’ı hatırlatır. Böylece insanın en sıradan işi bile kalbini Rabbine çeviren manevî bir bağ hâline gelir. İnsanın ruh hâli değişebilir; bazen şevkli, bazen yorgun, bazen neşeli, bazen de mahzun olabilir. Bütün bu değişiklikler içinde huzur-u dâimî, kalbin istikametini korumasıdır. Sebeplere sarılmak, tedbir almak... Nimet geldiğinde şükretmek... Musibet karşısında Allah’a sığınmak... Başarıda tevazuyu... Başarısızlıkta ümidi korumak... İşte kalbin yönünü koruması budur. Belki huzur-u dâimînin özü de burada saklıdır. Kalbin gerçek ve kalıcı huzuru, hayatın her hâlinde kime ve nasıl yöneleceğini bilmesidir. Sevgi ve selamlarımla...
Ekleme Tarihi: 06 Ağustos 2026 -Perşembe

KALBİN İSTİKAMETİ: HUZUR-U DAİMÎ

İnsan huzuru çoğu zaman gelecekte veya geçmişin hatıralarında arar.

“Şu sıkıntı geçince, şu borç bitince, hayatım biraz düzene girince huzura kavuşacağım.” Diye düşünür.

Geleceğe dair ümitleri azaldığında ise geçmişe döner;
“Nerede o çocukluk günlerim, nerede o gençlik yıllarım?” diyerek hayıflanır.

Hâlbuki dünya; kavuşmakla ayrılığın, sıhhatle hastalığın, sevinçle hüznün birlikte yaşandığı bir imtihan yeridir.

Her şey değişir;
İnsanın güvendikleri eksilir, sevdikleri uzaklaşır, sahip oldukları elinden çıkabilir.

Huzuru yalnızca maddede ve dış şartlarda arayan insanın kalbi de her değişiklikte yeniden sarsılır.

Hakiki huzur, insanın eşyaya ve hadiselere bakışının değişmesiyle başlar.

İnsan, hayatı yalnızca sebepler üzerinden okuduğunda, neticeyi meydana getirmeye gücü yetmeyen sayısız sebebe dayanmış olur.
Böyle bir dayanak kalbe gerçek bir güven vermez.

Sebepler elbette ihmal edilmez.
İnsan, sebeplere riayet etmenin fiilî bir dua olduğunu bilir ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirir.

Bununla beraber neticeyi sebeplerden beklemez;
Sebepleri de neticeleri de yaratanın Allah olduğuna inanır.

Kalbin yükü de tam burada hafiflemeye başlar.

Huzur-u dâimî, üzüntü, korku ve çaresizlik içinde bile kalbin yönünü korumasıdır.

İnsan düşebilir, bocalayabilir;
Fakat döneceği kapıyı biliyorsa yeniden kalkar ve Rabbine yönelir.

Nimet içinde O’nu hatırlar, musibet karşısında ümidini korur;
Hiçbir zaman sahipsiz ve başıboş olmadığını bilir.

İnsan gününün büyük bir kısmını çalışmakla, ailesiyle ilgilenmekle, insanlarla konuşmakla ve günlük ihtiyaçlarını karşılamakla geçirir.

Allah’ı hatırlamak belirli vakitlerle sınırlı kaldığında hayatın geniş bir bölümü gaflete açık hâle gelir.

İşte Sünnet-i Seniyye, hayatın dağınık görünen parçalarını aynı kulluk şuurunda birleştirir.

Besmeleyle başlanan bir yemek, nimetin sahibini hatırlatır.
Yemeğin sonunda edilen hamd ve şükür, insanı nimetin sahibine yöneltir.
Verilen bir selâm, sıradan bir karşılaşmayı dua ve emniyet temennisine dönüştürür.

Güzel söz söylemek,
Güler yüz göstermek,
Temizliğe dikkat etmek,
Öfke anında kendini tutmak
Ve hakkı gözetmek, günlük hayatın içinde birer kulluk hâline gelir.

Su içilir, fakat besmeleyle…
Yemek yenilir, fakat şükürle…
İnsanlarla konuşulur, fakat doğruluk ve nezaketle…
Çalışılır, fakat helâl kazanç ve hizmet niyetiyle…

Yapılan işler görünüşte aynı kalsa da taşıdıkları mana değişir.
Sıradan bir alışkanlık, güzel bir niyet ve sünnete uygunlukla ibadet değerine kavuşur.

Böylece kulluk; seccadeden sofraya, iş yerine, aile hayatına ve günün bütün saatlerine yayılır.

Huzur-u dâimî için insanın davranışlarıyla birlikte hayata ve eşyaya bakışının da terbiye edilmesi gerekir.

Aynı dünyaya bakan iki insan, gördüklerini farklı manalarla okuyabilir.
Biri çiçeğin rengini ve kokusunu fark eder; diğeri o çiçeğin renk ve kokusunda Rabbinin isimlerinin tecellilerini okur.

Eşya aynıdır; ona bakan gözün arkasındaki mana farklıdır.

İnsan, varlıkları Allah’ın isim ve sıfatlarını gösteren birer ayna olarak gördüğünde her şey daha büyük bir hakikati anlatmaya başlar.

Güzellik Cemâl’i,
Düzen Hikmet’i,
İkram Rahmet’i,
Kusursuz işleyiş Kudret’i hatırlatır.

Böylece dünya, Allah’ı tanıtan büyük bir kitaba dönüşür.

Sünnet-i Seniyye, bu kitabı nasıl okuyacağımızı öğretir.
Sünnete uygun yaşanan her davranış, Peygamber Efendimizi (asm), O’nun getirdiği hakikatleri ve nihayetinde Allah’ı hatırlatır.

Böylece insanın en sıradan işi bile kalbini Rabbine çeviren manevî bir bağ hâline gelir.

İnsanın ruh hâli değişebilir; bazen şevkli, bazen yorgun, bazen neşeli, bazen de mahzun olabilir.

Bütün bu değişiklikler içinde huzur-u dâimî, kalbin istikametini korumasıdır.

Sebeplere sarılmak, tedbir almak...
Nimet geldiğinde şükretmek...
Musibet karşısında Allah’a sığınmak...
Başarıda tevazuyu...
Başarısızlıkta ümidi korumak...

İşte kalbin yönünü koruması budur.

Belki huzur-u dâimînin özü de burada saklıdır.

Kalbin gerçek ve kalıcı huzuru, hayatın her hâlinde kime ve nasıl yöneleceğini bilmesidir.
Sevgi ve selamlarımla...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.