Bilginin Ötesinde Bir İrade Yolculuğu
Hayatın koşturmacası içinde bazen fark ederek, çoğu zaman ise fark etmeden kendimizi bir fikir ayrılığının ortasında buluruz. Aile içinde, dost sohbetlerinde, iş ortamında ya da sosyal medyada…
Bir çay içerken, ayaküstü konuşurken veya dijital ortamda fikirler ortaya konur, farklı düşünceler paylaşılır.
Fakat bu gündelik sohbetlerin ve iç dünyamızın perdesi arkasında, zihnimizin kimi zaman gözden kaçırdığı bazı süreçler yaşanır:
Doğruyu bilmek, o doğruyu yaşamaya her zaman yetmeyebilir.
Bazen her ortamda ve her konuşmada kendimizi haklı görme eğilimine kapılabiliriz. Oysa hiçbirimiz her konuda ve her zaman en doğru bilgiye sahip olamayız.
Psikoloji, bu eğilimin nedenlerinden birini kişinin kendi bilgi ve değerlendirmelerine gereğinden fazla güvenmesiyle açıklar. Zihnimiz, kendi inançlarımızı destekleyen bilgi ve yorumları öne çıkarırken karşı tarafın haklılık payını geri plana itebilir.
Eğer karşımızdakilerin düşüncelerinden hiç etkilenmiyorsak, zihinsel esnekliğimizi kaybetmeye başladığımız söylenebilir.
İnsanın doğruyla ilişkisi yalnızca başkalarıyla yaşadığı fikir ayrılıklarında ortaya çıkmaz. Bazen asıl mücadele, kendi içinde bildiği doğru ile sergilediği davranış arasında yaşanır.
Çoğu zaman neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kendi içimizde biliriz. Aklımız, kalbimiz ve vicdanımız bize bir yön gösterir.
Buna rağmen bazen alışkanlıklarımızı, rahatımızı veya içinde bulunduğumuz şartları öne çıkararak bildiğimiz doğrunun aksine hareket edebiliriz.
İnandığımız doğru ile sergilediğimiz davranış arasındaki bu çelişki, insanı içten içe huzursuz eder. Bu huzursuzluğu bastırabilmek için tutumumuzu haklı gösterecek gerekçeler üretmeye başlarız.
Süreç böyle devam ettikçe yanlış normalleşir, ondan uzaklaşmak ise giderek zorlaşır.
İslam’ın insana bakışında, kişinin hataya ve günaha düşmesi tek başına bir son olarak görülmez. İnsan, yanılabilen; tövbe ederek ve yönünü yeniden belirleyerek yoluna devam edebilen bir varlıktır.
Asıl zorlayıcı olan, hatayı fark ettiğimiz hâlde onda ısrar etmek ve bile bile sürdürmektir.
Bazen insan, yanlış bir tutum içinde olduğunu bilir ve bundan derin bir rahatsızlık duyar. Fakat o durumdan çıkmak için gerekli adımı atacak gücü kendinde bulamayabilir.
“Ben zaten değişemem” ya da “Şartlar bunu gerektiriyor” gibi düşüncelerle kendi çabasını sınırlar. İstenmeyen bir durum olsa bile alışılmış düzen, insana tanıdık bir konfor alanı sunar.
Zamanla bu durum, kişiyi kendi içinde yoran bir döngüye dönüşür.
Bu kısır döngüyü kırma çabasında insanın en güçlü dayanağı, Allah’a yönelmek ve O’ndan yardım istemektir.
İrade zayıflığı hissettiğimiz anlarda, yanlıştan dönme gücünü bizi var edenden istemek insanın yükünü hafifletir. Dua ve tövbe ile O’nun rahmetine sığınmak; kalbi, niyeti ve bakış açısını arındırarak insana derin bir iç huzuru kazandırır.
Bu manevi yönelişle birlikte düşüncelerimizi yeniden gözden geçirmek de mümkün hâle gelir.
Fikir ayrılıklarında “Haklı mıyım?” sorusu yerine, “Acaba gözden kaçırdığım bir nokta var mı?” sorusuna odaklanmak zihnimizi açar.
Gün içinde kendimize karşı samimi olmak ve gerektiğinde “Bu açıyı hiç düşünmemiştim, haklılık payın var.” diyebilmek insanı özgürleştirir.
Nihayetinde huzurlu bir yaşam ve dengeli ilişkiler, yalnızca doğruyu bilmekle elde edilemez.
İnsan zamanla değişir; onu hangi yönde değiştirecek olan ise inandığı, sahiplendiği ve uğruna çaba gösterdiği değerlerdir.
Mesele yalnızca doğruyu bilmek değil, doğru olanı seçmek ve bütün zorluklara rağmen istikamet üzere yürüyebilmektir.
Bu yolculukta insan gayretini ortaya koyarken Allah’ın inayetine sığınmak, yönünü korumasına ve düştüğünde yeniden ayağa kalkmasına güç verir.
Sevgi ve selamlarımla…
